Sanat Atölyesi Gezileri

Sanat Atölyesinden herkese merhaba,

Bu yıl sanat gezilerimizi temel cümlelerimizi dikkate alarak düzenledik:

İlk olarak  Ressam Osman Hamdi Bey öncülüğünde 13 Haziran 1891 yılında açılan ve mimarisini Alexandre Vallaury’in yaptığı dünyada müze binası olarak inşa edilmiş ender yapılardan biri olma özelliği taşıyan, neo-klasik mimarinin en güzel ve görkemli örneklerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzesini, Anasınıfı ve 1. sınıflar ile ziyaret ettik.

Anasınıfı olarak  müze kuralları, rölyef, heykel nedir? sorularının cevabını bulduk. 1. sınıf öğrencileri ile ise gündemizde yer alan harf konusun eski uygarlıklardaki karşılığını aramaya koyulduk.

20190926_102558

Diğer gezimiz Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi -Teras Sergileri oldu. Sergi, 16. İstanbul Bienali paralel sergilerinden biriydi.

Elgiz Müzesi, bu sene 11.’sini düzenlediği teras sergisinde, çağdaş sanat heykellerini, kirlilik ve Dünya’nın kaynaklarının tüketilmesini sorgulayan çevreci eleştiri ekseninde buluşturdu. 

Okul gündemimizde yer alan temel cümlelerimizle bağlantılı proje gezimizde, Arif Çekderi, Aslı İrhan, Berkay Buğdan, Büşra Kölmük, Can Alpan, Caner Şengünalp, Cemre Demirgiller, Ceylan Dökmen Sakin, Çağdaş Erçelik, Duygu Deniz Bilgin, Esra Ekşi, Furkan Depeli, Gönül Nuhoğlu, Gözde Can Köroğlu, Gülnur Kılıç, Güzide Çalışal, Halil Daşkesen, İmdat Avcı, Işıl Kapu Özsakabaşı, Lale Altunel, Levent Ayata, Lidya Wassmuth, Muhammet Hanifi Zengin, Muzaffer Tuncer, Neslihan Pala, Özgür Mehmet Sakallı, Kemal Özkan Arslan, Tuncay Koçay, Win.Ju, Yıldız Güner’in  bu konuyu 3 boyutlu nasıl yorumladıklarını, yakından inceleme fırsatı bulduk. Gezi kitapçıklarımızdaki soruları cevaplayıp seçtiğimiz eseri çizim dili ve fotoğraf dili ile ifade ettik. 

20191017_100831 20191017_102101 20191017_102329 20191017_103232 20191017_103438 20191017_110406 20191017_111258

16. İstanbul Bienali – 7. Kıta Manifestosu:

“İçinde yaşadığımız dünyanın yeni bir jeolojik çağa girdiği konusunda pek çok bilim insanı hemfikir.
Antroposen adı verilen bu yeni çağın en belirgin özelliği ise, ona jeolojik faaliyetlerden ziyade insan
faaliyetlerinin yol açmış olması. Antroposen’de gezegenin insan eli değmemiş köşeleri gitgide
azalırken, yerleşim merkezleriyle diğer canlıların paylaştığı kırsal arasında var olduğuna inanılan
kültür-doğa ayrımı da ortadan kalkıyor. Dünya, şehirlerin tek bir megapolde birleştiği, merkezi
olmayan, tamamen insan üretimi bir mekâna dönüşüyor. Canlılar ile makinelerin, doğal ile yapay
zekânın iç içe geçtiği bu çağda ise sanat, giderek insanı merkezine almaktan vazgeçerek yönünü insan
ile insan-olmayan arasındaki sınırın geçirgenleştiği bir dünyayı araştırmaya doğru çeviriyor.

Yedinci Kıta, sanatı, insanın etkilerini, takip ettiği yolları, bıraktığı izleri ve insan-olmayanlarla
etkileşimini araştıran bir antropoloji olarak tanımlıyor. Bienal ana başlığını, Antroposen çağının
küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki
devasa atık yığınından alıyor. Popüler bilimdeki adıyla “Yedinci Kıta”, 3,4 milyon kilometrekare
genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor. İnsan atıklarının
okyanusun ortasında dünyaya yeni bir kıta kazandırdığı bu olay, 16. İstanbul Bienali için ekolojik
sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, düşünür, antropolog ve çevreci ile
birlikte araştırmak için bir çıkış noktası oluşturuyor.”

16. İstanbul Bienali kapılarını MSGSÜ Resim Heykel Müzesi, Pera Müzesi, Büyükada’da olmak üzere 3 farklı mekanda sergileniyor.
Bienal kapsamında 56 sanatçının  yapıtlarıyla sorguladığı konuları yakından inceleme fırsatı bulduk. Fotoğraf  ve çizim dili ifade biçimlerimizden biriydi.

20191030_103633 20191030_104004 20191030_111741 20191030_115824 20191030_120001 20191031_103416 20191031_104928 20191031_114711 20191031_120216