‘ışık hiçbir şeydir’

Özge: Işık taşınabilen bir şey midir?

Dora: Kesinlikle hayır.

Çınar: Çünkü o ağır bir şey değildir.

Dila: Çok hafiftir.

Çınar: Işık hiçbir şeydir.

Özge: Hiçbir şey olan bir şeyin nasıl bir ağırlığı olabilir? Hafif demiştiniz ışık için.

Ali Mert: Lambayla ışık yaparsan ışığı taşıyabilirsin.

Çınar: Öyle de olmaz bu elektrik demektir. Elektrik olmasa ışık da olmazdı. Çünkü elektrik olmayan bir şey. Yani onu da tutamazsın taşıyamazsın ve yakalayamazsın elinle.

Dila: Elektrik olmasa bile ışık alırız. Mum var.

Çınar: Mumu taşıyabilirsin. Ama mumun ışığını taşıyamazsın.

Ayda: Gittikçe erir ve biter. Tükenir.

Eren: Ateş taşınabilir belki.

Deniz: Taşımaya çalışırsan elin yanar.

Özge: Bir şeyin taşınabilir olması için neye ihtiyacınız var?

Deniz: Sert ve bir ağırlığı olan bir şey olmalı

Dila: Tahta gibi ama su gibi değil.

Oya: Işığı sadece tahtayla beraber taşıyabilirsin.

Ali Mert: Benim dediğim gibi işte

Çınar: Ama o elektrikle alakalı. O  ayrı bir şey.

Uğur: Işık açık olursa ve sen böyle bir şey tutarsan ışığı taşıyabilirsin. Işık kapalı olursa ve elinde bir şey olmazsa ışığı taşıyamazsın.

Çınar: Bu yanlış bir şey bence. İkisi de yanlış. Işığı taşımış olmazsın o zaman. Işık hiçbir şeydir çünkü.

Özge: Bu hiçbir şeyi bana anlatabilir misin? Hiçbir şey sana göre ne demek?

Çınar: Bir şeyi yok demek. Elektrikle alakalı bir şey.

Özge: O zaman ışık hiçbir şey değil diyemeyiz ışık ‘elektrikle ilgili bir şey diyebiliriz.’

Eren: Elektrik hiçbir şey demek değildir elektrik elektrik demektir. İçinde bir şey olmaz. Işık elektrik demektir ama.

Özge: İçinde elektrik olmayan bir ışık kaynağımız yok o zaman?

Yaman: E var güneş mum ateş böceği..

Özge: Eren ve Çınar hipotezinizi genelleyebilir miyiz o zaman?

Çınar: Hayır şimdi.

Eren: Hayır ama şimdi güneş dev bir yıldız ya.. yani belki elektrik diyemeyiz evet.

Oya: Elektrik ve ışık hiçbir şey ise neden babam bana öyle yapmıştı? Elektrik kesilince ışık gidiyor?

Çınar: Birbirine bağlı şeyler. Elektrik kesilirse sonra gelir ama güneş giderse bir daha gelmez.

Dila: Dışardaki kutulardan bakıyorsun elektriğe kapının dışında uygulama şeyi var.

Eren: Elektrik kesilirse ışık kesilir o zaman biz hiçbir şey göremezdik. O zaman her yere çarpardık.

Deniz: Gözlerin karanlığa alışırsa görebilirsin.

Özge: Şimdi ilk soruma geri dönelim ve cevapları bir düşünelim. Işık taşınabilir mi demiştim ve yorumlarınızda bir şey tutarsak taşınabilir demiştiniz. Neye ihtiyacınız olabilir?

Can: Tabiki ayna olmalı ve bir de ışık kaynağı.

Dora: Ayna yansıtır çünkü ve hareket eder ışık.

Ayda: Hareket etmek yürümek demek yani.

Dila: Ve yürümek taşınmak demek.

Ali Mert: Yansıtmaaa!

Özge: Işık kaynağı benim bu elimdeki fener olsun. O zaman aynaları kullanarak buradaki ışığı şu noktaya taşıyabilir misiniz?Kaç aynaya ihtiyacınız olur?

Can: Aynasız bunu yapamayız. Kaç ayna olacağına deneyip bakacağız.

Çınar: Ayna ışığı çok güzel ve uzağa yansıtır.

Eren: Ayna olmazsa bu mümkün olamaz.

Çınar: Bunu söylemiştim.

Aynaları kullanarak ışığı belli noktalara taşımayı denediler. Aynayı tutuş açılarının taşımaya olan etkisini incelediler..

IMG_6057

 

IMG_6065

 

IMG_6066

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

gölgelerde farklılığa sebep olan şey ne?

Boş ve sıvı dolu bardakları gölgeleri ön planda olacak şekilde çember zamanında ortaya koydum..

IMG_5805

Can: Biri su dolu biri süt ve biri boş bunların Özge.

Çınar: Süt sıcak ama

Özge: Ne ara gelip baktınız yahu :)

Eren: Gelip bakmadık ki gölgesinden görünüyor içinden  duman çıkıyor.

Ayda: Bunların gölgesi farklı farklı ama aynı bardak

Can: İşte ben de aynı şeyi soracaktım çocuklar bu farklılığa neden olan şey ne?

Yaman: Bunun gölgesi en kısası bunun gölgesi orta bu da en büyük.

Dila: Yaman bak senin de gölgen çıkıyor şu an.

Özge: Yaman farklılık gölge boyu uzunlukları ile ilgili mi?

Ayda: Benim fark ettiğim farklılık gölge boyu değil ama gölge şekli.

Dila: (kırılmadan kaynaklı ışıkları göstererek) bunun burasında şekiller oluşmuş ama bunda yok. Bunun içi süt dolu olduğu için az ışık var gölgesinde bu boş olduğu için gölgesinde çok ışık var.

IMG_5807

Deniz: Dila bu bardakta dolu ama. Bu farklılık neden o zaman?

IMG_5809Eren: Ben bunu cevaplayabilirim Özge. Çünkü  şimdi bu bardağın içinde daha koyu bir şey var bu yüzden gölgesinin rengi koyu

Dila: Ah evet bu su dolu olan şeffaf olduğu için böyle

Eren: Dila bekle ben bitirmedim hipotezimi. Bunun içinde de şeffaf su olduğu için bunun da gölgesi daha açık. Bu tam boş olduğu içinde gölgesi en açık renk.

Özge: Sen gölgelerdeki renk farklılığına odaklandın sanırım.

Can: Renk farklılığı ama aslında şekil farklılığıdır. Yani birbirini etkiliyor bence.

Yaman: İçinde ne kadar dolu olduğu da bunu etkiliyor. Süt en çok dolu olan o yüzden gölgesi farklı.

Özge: Tamam o zaman şimdi adım adım gidelim. Öncelikle Dila ve Deniz’in üzerinde odaklandıkları nokta iki bardak dolu olmasına rağmen gölgelerde oluşan farklılıklardı. Buna neden olan şey ne?

Dora: İkiside dolu ama içindeki sıvılar birbirinden farklı. Sıvı rengi bence bu gölgeyi etkliyor.

Oya: Bir de Özge bu ışık bu bardağın içinden kolay geçemiyor.

Çınar: Bu tepegöz bu ışığın kaynağı. Işık buradan çarptığı için buradan ışıltı geliyor. Ama buraya ışık çarpamıyor gölgesinde ışıltı olmuyor.

IMG_5810Ali Mert: Bardakları yer değiştir ve bunu deneyelim bakalım hala farklı mı?

Çınar: Bir değişim yok hala aynı baksana çünkü sadece yer değişiyor. Su şu an hareket ediyor bu yüzden ışıltıda hareket ediyor.

Yaman: Bunun sebebi hareket olabilir mi acaba?

Ayda: Sıvılar başından beri hiç hareket etmiyordu sanmıyorum hareket değil bunun sebebi.

Ali Mert: Buradaki ışıltılar sanki damar gibi ama burada çizgi çizgi.

IMG_5811

Dora: Özge bir şey söyleyeceğim bunları bir bardağın içinde karıştırıp baksak gölge renkleri değişebilir.

Can: Gölgeleri karıştırabiliriz.

Yaman: Özge şu boş kapta biraz süt çok su karıştırırız diğerine de çok süt biraz su koyarız ve bakarız.

Özge: Bunu aklımızda tutalım ve birazdan mutlaka deneyelim. Şimdi elimizdeki iki hipotez hakkında konuşalım.

Can: Bu bardağın içinde noktalar görünüyor yani hava demek bu. Bu da farklılığı etkiler. Havanın içinden ışık geçebilir.

Ali Mert:Işık geçmezse eğer ışık kırılır.

Ayda: Ve Eren bir şey demişti süt daha koyu.

Deniz: Koyu olan sıvıların içinden ışık kolay geçemiyor.

Ali Mert: Aslında koyu olan şeyler ışığı yansıtmıyor açık olan şeyler yansıtıyor.

Dila: Bardak ve su aynı şeffaflıkta aslında buradaki farklılık suyun ışığı yansıtması mı?

Ali Mert: Evet öyle diyebiliriz belki.

Oya: Su boş bardağa göre daha koyu bir şey o zaman.

Özge: İsterseniz şimdi Dora’nın hipotezini deneyebiliriz hem bizim bu konuştuklarımıza da belki farklı bir yön verir.

IMG_5813

Ayda: Hadi bi deneyelim.

Özge: Miktarları Yaman’ın söylediği gibi mi ayarlayacağız?

Dora: Evet çünkü gölgeleri karışacak mı diye bakacağız.

İstedikleri miktarlara göre sıvıları karıştırdık.

Can: Bu harika şimdi gölgeler karışacak.

IMG_5814

Çınar: Yok artık!

Dila: Ayran gibi oldu diğeri de yoğurt gibi.

Özge: Görmeyi planladığınız değişimi görebiliyor musunuz?

Eren: Yo sanki hala aynı.

Çınar: Şu yoğurt gibi olanın ışıltısı az. Ayran gibi olanın hala fazla.

Yaman: Şu ayran gibi olana biraz daha su koyalım.

Dora: Bu gölgeler ses gibi karışan bir şey değilmiş demek ki.

Ali Mert: Kaşıkla bir karıştırsak mı acaba değişir mi gölge?

Özge: Kaşık bardak içinde nasıl bir değişim sağlayacak.

Ayda: Hareket sağlar sadece döner döner sonra durur aynı olur gölge.

Eren: Bu az su çok süt olan koyu ya o yüzden hala yansıtmıyor ışığı.

Ali Mert: Arkadaşlarıma bir şey söyleyeceğim böyle ayna var ya hani aynayı ışığa tutarsak ne olur? Yansıma olur. Bence işte bu da aynı şey.

Oya: Işık yansıtıyor işte değil mi?

Dila: Koyu olan sıvı şeyler gölgeyi koyulaştırıyor. Nasıl siyah beyazdan daha koyu bir renk bu da böyle bir şey.

Eren: Koyu olmasını sağlayan şey içindeki süt.

Çınar: Daha açık olmasını istersek su koymalıyız.

Eren: El feneri tutsak acaba içinde oluşan gölgeler farklı olur mu?

Can: İçinde gölgeler aynı olur bence. Değişmez.

IMG_5818Ali Mert: Çevresindeki yansımalar değişiyor bir tek.

Eren: İçinde gölge oluşmuyor.

Çınar: Tepegözü kapat iki tane ışık kaynağı olmasın.

Ayda: Gölge yuvarlak oldu.

Deniz: Çiçek gibi baksanıza.

‘o bizim hareketlerimizi yapan cansız kapkara bir şey’

Özge: Gölge kitaplarınız için çektiğiniz fotoğraflarda hep renksiz gölge bulmuşsunuz.

Dora: Renkli gölge olmaz ki gölge hep siyahtır.

Özge: Gölgenin renksiz olmasını sağlayan şey nedir?

Eren: Gökkuşağının gölgesi renkli olabilir.

Ali Mert: Fırat’ın atölyesinde bir kere renkli bir gölge bulmuştuk.

Yaman: Hayır orada gölgeyi renkli yapmak için maviye boyadık.

Çınar: Yansıma sanki mavi gibi yaptı gölgeyi.

Eren: Şişe maviyle boyalı gibi olduğu için sanki gölgede mavi gibi renkli oldu.

Deniz: İçinde su var ve su şeffaf.

Ali Mert: Evet bu bizim gözümüze renkli geliyor.

Dora: Aslında siyah.

Dila: Bütün gölgeler siyah olur hepsi dünyadaki bütün gölgeler.

Eren: Bir de ben bir şey söyleyeceğim. Gölge sadece güneşle olur.

Oya: Ama şu an sınıfta güneş yok ama gölge var.

Deniz: Işık varsa gölge vardır.

Eren: Doğru ya ışık olan her yerde gölge olur.

Deniz: Şeffaf şeylerin gölgesi renkli olur.

Ali Mert: Mesela insanlar şeffaf değildir bu yüzden gölgeleri siyahtır.

Eren: Şeffaf şeylerin içinden ışıklar geçer ve renkli olur.

Özge: Bu şeffaflık ya şeffaf olmamayı nasıl ayırıyorsunuz?

Ali Mert: Kalın olan şeyler şeffaf değildir. İnce olanlar yani su gibi olanlar şeffaftır.

Dila: Şeffaf aynı cam gibi

Çınar: Şeffaf bir şey var mesela çiş. Çişimizde şeffaf ve onun gölgesi siyah aslında.

Dora: İnce şeyler kendi özel rengine göre gölgesi olur. İnce şeylerin içinden dışarı yansıyabilir.

Özge: Yansıma sözcüğünü cebimizde tutalım.

Eren: Ama bunda yanlış olan bir şey var. O zaman neden benim kemiklerim ince ama gölgem siyah. Ve benim kemiklerim su gibi değil.

Deniz: Çünkü şeffaf değil senin kemiklerin. İnce evet ama şeffaf değil.

Dila: Işığı geçirmiyor

Can: Çünkü sadece kemiğin yok etin var.

Eren: İçinde tek şeffaf olan şey kan.

Yaman: Ya tamam tamam bakın şimdi gölge asla renkli olmaz renkli olmasını istiyorsan yeri boya!

Özge: Bu gölgeyi mi renkli yapar yeri mi?

Dora: Kısa süreli bir çözüm sadece

Oya: Bunun tek yolu el boyasını alıp elini boyamak ve sonra gölgen renkli olur.

Özge: Alp’in şu an avucu turuncu renk o zaman senin dediğine göre Alp’in elinin gölgesi turuncu olacak.

Ali Mert: Yok artık bu neredeyse imkansız.

Özge: Alp elinin gölgesi ne renk?

Alp: Siyah Özge.

Oya: Of pek doğru değilmiş.

Dora: Turuncu olan tek şey derisi ve o da ışığı yansıtmaz içinden.

Ayda: Yeri boyadın diyelim Özge ve sonra gölge hareket edince yerdeki boya hareket etmez. O yüzden olmaz.

Özge: Gölge hareket eder dedin canlı bir şey mi gölge?

Çınar: Gölgemiz canlı değil. Çünkü biz canlıyız o değil.

Eren: O bizim hareketlerimizi yapan cansız kapkara bir şey. Ve gölgemiz yerde olur ayakta olan bir şey değil.

Can: Gölgemiz canlı olabilir çünkü biz ne yaparsak gölgemizde aynı şeyi yapıyor.

Dila: Biz canlıyız bizim gölgemizde bence canlı o yüzden.

Ali Mert: Can ve Dila ben size bir şey söyleyeceğim. Beni ezersen mesela ben Ahh derim. Gölgeni ezince gölgen ahh diyor mu?

Dila: Diyor aslında çünkü sen diyorsun.

Çınar:  O sesli değil.

Deniz: Bak Dila gölge yere yansıyor yansıyınca ahh demiyor.

Eren: Bak şimdi ben konuşuyorum gölgem konuşuyor mu bak.

Ayda: İyi ama canlı her şey konuşmaz ki.

Can: Ama Dila canlı şeyler yemek yer bizim gölgemiz yemek yemiyor.

Dila: Bu doğru işte.

Alp: Gölge cansızdır.

Can: Bu benim fikrimi değiştirdi işte.

Yaman: Canlıların yemek yemeye ihtiyacı olur uyumaya ihtiyacı olur gölge bunları yapıyor mu?

Dila: Sen yapıyorsun ama.

Deniz: Bunu yapan benim ağzım gölgem değil.

Eren: Gölgenin ağzı kara çünkü. Kara kara yani.

Özge: Gölge kötü bir şey mi?

Ayda: Bence değil çünkü bize bir şey yapamaz. Sadece bizim yaptıklarımızı takip eder. Bizim bir parçamız.

Dora: Gölgen hep seninle bir parçan.

Dila: Bize yapışık değil.

Çınar: Gölgem benim bir parçam değil. Ama kötü de değil.

Ali Mert: Benim bir parçam olması için yapışık olmamız lazım.

Dila: Ailemizde bizim parçamız ama yapışık değiliz.

Eren: Aslında gölgemiz bize yapışık. Gölgenin ayağı yok biz onun ayağına basıyoruz.

Deniz: Bazen gölgemizden ayrılıyoruz bazen. Çünkü gölge bir yere gidince gölgemizden ayrılıyoruz. Gölge güzel bir şey.

Dila: Yalnız kaldığında gölgen seninle oynayabilir.

Ali Mert: Gölge iyidir bize bir şey yapmaz. Onunla oyun oynamak iyi bir fikir.

Ayda: Gölgen sana sadece eşlik eder.

Bu çember zamanından birkaç saat sonra masada çalışırken gölgelerini fark ederler..       IMG_5770

Dora: Çocuklar baksanıza kırmızı ışıkta mavi gölge oluyor sanki.

Eren: Bu imksansız

Yaman: Işık ve karanlık sanki sana mavi gibi görünüyor.

IMG_5772 IMG_5774   IMG_5778

Eren: Kırmızı ışık gölgeni sana yanlış gösteriyor. Aslında siyah.

Yaman: Kırmızı ışığı kapatınca bu geçer.

Oya: Mavi ışıkta bakalım bir de böyle mi olacak?

Özge: Işığın renginin gölge üzerinde etkisi olabilir mi?

Can: Bunu denersek bulabiliriz. Hadi mavi ışığımızın olduğu yere gidelim.

Deniz: Renk gölgeyi sadece daha az siyah gösterir.

Çınar: Işığın renginin bir önemi yok.  Işık yine geçemiyor içinden.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğlence Sınıfı Nisan 1. Hafta

Sevgili Eğlence Sınıfı Velileri,

Eğlence sınıfı olarak bu haftaya geçtiğimiz hafta gündemimizde olan yankı meselesi ile başladık. Yankı için 17 metrenin gerekli olduğu bilgisi üzerine kafamız epey karıştı. Evimizde ki odalarda da yankı oluyordu ama 17 metre miydi? Bundan nasıl emin olabiliriz diye düşünürken bazılarımız bunu ölçmeye karar verdi ve önce sınıf içerisinde bu alanı ulmaya çalıştılar. Sınıf yetmeyince bu konu bahçeye taşınmış oldu. Bahçede 17 metreyi bulmak üzere çalışmalara başladık.

17 metreyi bulabilmek için elimizde 150 cm’lik bir mezura vardı. Asıl problem şuydu ki “kaç tane mezuraya ihtiyacımız var?”

Bunun için hemen matematiksel işlemlere başladık.

 

 

 

 

 

Sınıfımızda yaşadığımız bazı sorunları çözmek için zaman zaman yöntemler bulmakta sıkıntılar yaşıyorduk. Yine böyle bir zamanda sınıfımızdaki bir sorunu çözmek üzereyken bir çözüm mekanizması yaratmış bulunduk. Bu mekanizma için öncelikle bir fikir kavanozu oluşturduk. IMG_0170 IMG_0174 IMG_0195 IMG_0193 IMG_0183 IMG_0188 IMG_0189 IMG_0190 IMG_0191 IMG_0179 IMG_0178

 

Sorunlarımızı nasıl çözeceğimizle ilgili belirli bir sistem oluşturduk ve İsim bulduk. Mekanizmamızın adı E.S.Ç.O ( Eğlence Sınıfı Çözüm Odası) olarak belirledik. Şimdi ise logomuz üzerine çalışıyoruz.

Aldığımız kararlarımız çözüm odasında bir tarafsız kişinin ve yazmanında sorun yaşayan kişilerle birlikte çözüm odasında yer almasını kararlaştırdık. Ayrıca çözüm odası çizelgesi ile de haftanın olaylarını, sıklık derecesini ve genel içerikleri takip edebileceğimiz bir sistemin temellerini oluşturduk.

 

Ses projemizin ise sonuna geldik. Aslıhan ve Bora’nın desteğiyle son hafta seslerimizin görüntüsüne ulaştık. Her birimiz adımızı söylerken nasıl göründüğü üzerine hep tahminler yürütüyorduk ama sesimizin nasıl göründüğünü tam olarak bilmiyorduk. Aslıhan ve bora daha önceki derslerimizde kaydettikleri seslerimizin çıktısını alarak bize getirmişler. Öncelikle bizler hangi çıktının bize ait olduğunu tahmin etmeye çalıştık.

 

IMG_1312 IMG_1313 IMG_1314 IMG_1316 IMG_1317 IMG_1318 IMG_1319 IMG_1320 IMG_1321 IMG_1322 IMG_1324 IMG_1326

Matematik dersimizde çarpma ile ilgili son çalışmalarımızı yaptık. Eksiklerimiz üzerine yoğunlaşarak yeni haftaya hazırlık yaptık. Gelecek hafta geçeceğimiz bölme işlemi için bölme ve çarpma arasındaki iş birliği üzerine ve bölmenin diğer işlemlerle olan ilişkisi üzerine çalışmalara başladık.

 

 

 

 

Kartallar Sınıfı / Nisan Ayı İlk Haftası

Merhabalar,

Nisan ayıyla beraber  “Gezegeni Paylaşmak” isimli yeni temamıza giriş yaptık. Çember konuşmalarımıza “Gezegeni paylaşmak denilince ne anlıyorsunuz?” ile başladık ve öğrencilerimiz şu cevapları verdiler;

-Bütün insanları bir kral yönetmeden yaşanırsa Dünya’yı paylaşmış oluruz.

-ama ülkemizde savaşlar var başka bir yerde savaşlar var.

-su savaşları..

-Evet oradakiler paylaşmıyorlar.

-Paylaşmıyor değil ikisi de birbirinin şeyini istiyor.

-Şunun gibi onun daha çok elması var gidip alalım.

-Eğer Dünya’ya bir şey olursa bir doktor var onun görevi insanlara yeni bir gezegen,  yaşam bulmak.

-Mesela dünyamız çok çöp olursa o zaman belki uzayda yaşayabiliriz. İnsanlar büyük bir araç yaparlarsa o zaman belki uzayda yaşarlar olabilir bu.

– Bence başka gezegenler de bulunacak dünya gibi, içinde oksijen olan bir gezegen o yüzden Dünya’ya bir şey olursa oraya ya da başka bir gezegene taşınabiliriz.

-Birisi birisiyle savaşıyor dedi ya birisi bunu engellemek de var engelleyebilirsin de.

-Ben nasıl engelleyeceğim?

-Engellersin barışı getirirsin barışın güzel olduğunu anlatırsın.

-Bir film var filmde üç kıta var ikisi çok zengin biri fakir. ( Açlık Oyunları )

-Çok zenginden kastın yani hayır su kaynakları yiyecek kaynakları çok diyorsun. Kaynakları fazla olursa zengin olurlar.

– Su, yiyecek, maden kaynakları fazla olursa ülke direk zengin oluyor.

Kitap sunumlarımıza devam ediyoruz. Sunumlar sırasında anlatılan kitaba karşı gelişen merakla beraber kitap paylaşımları da arttı. Sadece takas ettikleri kitapları değil okuyup anlattıkları kitapları da bir başka arkadaşının okuması için kitap paylaşımı yapıyorlar. Öğrencilerimiz yapılan sunumların da etkisiyle beraber yaptıkları geziler ya da ilgilerini çeken bir konu hakkında da sunumlar hazırlamaya başladılar. Yapılan son sunumlar da öğrencilerimiz resimlerle ve videolarla desteklemelerine ek olarak el kuklaları gibi görsel materyallerle de sunumlarını desteklemeye başladılar. Türkçe derslerinde dikte, okuma anlama çalışmaları ve hikaye yazma çalışmalarına devam ediyoruz. Bu hafta eş ve zıt anlamlı kelimeleri bulup, bu kelimelerle yeni cümleler kurduk.

Geçen haftalarda ele aldığımız saat kazanımımızı bu hafta kendi saatimizi yaparak tekrar ettik ( tam, yarım saatler ve 13.30 öğleden sonra 1.30 demektir). Yeni temayla beraber kesirler kazanımımıza da başladık. Kesirler kazanımımızda bir elmayı önce ikiye sonra dörde bölerek yarım ve çeyrek kavramlarını öğrendik. Öğrenciler böldüğümüz elmaları paylaştırırken eğer diğer kişiye fazla pay verilirse haksızlık olacağını söylediler. Herkes payın büyük olanını almak istediğini söyledi. Paylaştırırken eşit paylaşmanın önemini konuştular. Somutlaştırmaların ardından öğrencilerimiz “Haksızlık Olmasın” isimli kesirler kitapçığımızdan konuyla ilgili tekrarlarını yaptılar. Problem kazanımına bu hafta da devam ettik. Tek işlem gerektiren problemlerin yanı sıra iki işlem gerektiren problemleri de okuyup anlayarak çözmeye, çözerken de somutlaştırmaya dikkat ettik. Örneğin; 3 bütün elmada kaç yarım elma var, 4 yarım elmadan kaç bütün elde ederiz, 5 pizzada kaç çeyrek pizza vardır. Sonra çoklukların yarısını alma ( 14 topu iki kişiye paylaştırma ) daha sonra da sayıların yarısını bulma ( 20’nin yarısı kaçtır) çalışmaları yaptık.

Bu hafta sonu rutin olarak yaptığımız günlük yazmaya, öğrendiğimiz işlemleri tekrarlayabilecekleri matematik problemleri çözmeye ve okuduğu kitabın paylaşımına devam edeceğiz.

20160405_123656 20160405_123711 20160406_101434 20160406_104133 20160406_142026 20160406_142339 20160406_142526 20160406_142645 20160406_143144 20160406_143616

 

İyi hafta sonları..

Görkem&Yulfer

Ejderhalar Sınıfı Nisan Ayı / 1. Hafta

Sevgili velilerimiz,

Velimiz Aslı Kıyak İngin çemberimize katıldı ve Güneş sistemi hakkında konuşmaya devam ettik.

IMG_5268

Güneş sistemini ve onun büyüklüğünü algılamak için hep konuşuyoruz ama gerçekte nasıl bir şey olduğunu çok anlayamıyoruz.Bunu anlayabilmek için bir video izledik.

IMG_5269

“Gezegenler Güneş’in etrafında dönüyor ya acaba böyle bir sistem yaratabilir miyiz?”dedik ve  Aslı Hanım’ın getirdiği malzemeler ile nasıl bir mekanizma yapacağımızın denemelerini yaptık.

“- Aslında biz yörüngelerini yapmadık. Öylesine taktık. Bence hepsini çıkartıp yörüngelerine göre takmamız gerek. Çünkü uzayda öyle gözükmüyor.

-Ben de senin gibi düşünüyorum.

– Çünkü Güneş sistemi dümdüz olmaz. Bence böyle Güneş sistemi çıldırıyor gibi.

– Ben gezegen karmasına benzettim. Burada bizim Güneşimiz nerede?

+Henüz yapmadık.

– Ben bir şey getirdim Güneş için.

+ Yörünge ne demek? Bilen var mı?

-Benim kitabımda vardı.

+ Kitabından okuyabilir misin?

– Ben onu gezegenler partisine benzettim. Güneş’i ortaya koyarsak Güneş belki yörüngelerini belirtebilir.

– Bence Güneş’i Serra’nın dediği gibi en ortaya koyarsak belki gezegenleri de nereye koyacağımızı bulabiliriz.”

IMG_5302

IMG_5292

Bir öğrencimiz sınıfa bir kelebek getirdi ve sınıfımızdaki kelebekler kitabında bu türün yer alıp almadığını araştırdık.

IMG_5314 IMG_5317

IMG_5334

Bilgi Üniversitesi Santral Kütüphanesi’ne gittik ve çok keyifli bir zaman geçirdik.

< Burası konferans salonu.

< Merhaba ben Büşra. Bilgi Üniversitesi’ndeki kütüphaneciyim burada. Yaklaşık iki senedir burada çalışıyorum.

** Sen kütüphanenin başkanı mısın?

<Başkanı değilim. Kütüphanenin maalesef bir başkanı yok, müdürü var, takım müdürleri var. Ben sadece burada referans kütüphanecisi olarak çalışıyorum. Onun da ne demek olduğunu kütüphaneye girdiğimizde anlatacağız. Ben size kütüphane ile ilgili ufak detaylar vermek istiyorum. Sizce kütüphane nasıl bir yer? Daha önce gittiniz mi?

** Bir kez gittim.

** Ben bir kez gitmedim, ikinci defa geliyorum.

< İleride ne olmak istiyorsanız öncelikle yolunuzun kütüphaneden geçtiğini belirtmek isterim. Çalışmak için, araştırma yapmak için, bir şeyler öğrenmek için kütüphaneye gelir insanlar.

**Gerçek kütüphanelerde bilgisayar olmaz mıydı?

< Olur ama daha kütüphaneye girmedik. Biz kütüphanenin dışındaki küçük bir alandayız. Burada önce yüksek sesle konuşacağız çünkü içeride bunu yapamıyoruz maalesef. İçeride ablalarınız ağabeyleriniz var.

** Bu kütüphane merdiven merdiven bitmiyor.

< Kütüphanemiz iki katlı. Arkadaşınızın söylediği gibi kütüphanede bilgisayarlar var.Ağabeyleriniz ablalarınız bunları araştırma yapmak için kullanıyorlar. Kitaplar, dergiler var, gazeteler var.

** Okumak için.

< Evet. Kesinlikle öyle araştırma yapmak için.

** Bizim okulda da kütüphanemiz var.

** Evet.

< Kullanıyor musunuz kütüphanenizi?

**Biz kütüphanemizde oturuyoruz böyle kitap okuyoruz. Ayakkabılarımızı çıkartıp okuyoruz. Ama bazen satranç da oynuyoruz.

**Bizim kütüphanemizde de eskiden bilgisayar vardı. O bilgisayarda oyun oynadığımız için kaldırıldı.

< Evet çünkü onlar daha çok araştırmaya yönelik bilgisayarlardır. Dolayısıyla oyun oynamanız çok da doğru olmayacaktır diye düşünüyorum.

** Hep böyle oyun oynuyorduk artık kitap okumak için yaptılar orayı.

< Şimdi kütüphaneyi anlatan ufak bir çizgi film var. Videoyu izleyelim.

IMG_5357

< Kütüphanenin uymamız gereken kurallar nelerdir?

** Kitaplara zarar vermiyoruz. Kitap okuyan arkadaşlarımızı rahatsız etmiyoruz.

< Kesinlikle. Sessiz oluyoruz.

** Kütüphanede koşmuyoruz.

< Çok doğru.

** Bir de aldığımız kitapları yerine koyuyoruz. Çünkü belki okumayı yarım bırakan arkadaşlarımız kitabı arayabilir.

< Bu kısmen doğru. Raftan aldığımız kitapları biz kullanıcılara yerleştirtmiyoruz. Özel kitap arabalarımız var. Oraya koymalarını rica ediyoruz. Çünkü onların raflarda farklı bir aritmetiği var yerleştirmek için. Bunu biz ve bizim yanımızda çalışan görevli ablalar, ağabeyler yapıyor. Onlar yerleştirme işlemi yapıyor.

** Dolabı sallamıyoruz.

**Yüksek sesle konuşmuyoruz.

< Kesinlikle yüksek sesle konuşmuyoruz. Mümkün olduğu kadar da az ses yapmaya çalışıyoruz.

** Aslında benim de evde bir kütüphanem var. Orada da ben kitabın sayfalarının üstlerine basmıyorum. Çünkü kapaklarını da çıkartmıyoruz belki bir kişi kitap ararsa o kitabın kapağını buldu mu bir bakar ki içi yok.

< Evet. Çok saçma olur değil mi öyle bir durumda?

**Kütüphanenin bir kuralı sessiz durmak.

**Kütüphanede kaybolursak bir tane abla görevliye söyleyebiliriz.

< Bizimle çalışan görevli ağabeyler, ablalarınız var. Yakalarında kimlikleri var. Okuma yazma biliyor musunuz?

** Eveeet.

< Onların üstünde isimleri yazıyor. Onlara kayboldum derseniz onlar sizi güvenli bir yere getireceklerdir.

** Eğer kütüphanede koşarsak şu cam kırılabilir ve şuradaki raflar düşebilir.

** Bir şey diyeceğim kütüphaneye kedi girebiliyor mu? Ama kedilerden korkan kişiler ne yapıyor?

< Onlar alışkın bize. Herkese de alıştı ,öğrencilere de alıştı. Eğer korkuyorsa yanından sadece geçiyor.

** Bize alışır mı?

< Alışır, size de alışır.

< Size bir şey sormak istiyorum. Sizce kütüphanede kitaplar satılır mı?

** Hayır.

< Satılmaz değil mi?

**Alınıp sonra geri getirilir.

< Evet. Ödünç alınır yani.

**Kitaplar kitapçıda satılır.

< Evet, kitapçıda satılır kesinlikle.

** Kütüphaneden bazen kitap alıyorsun birkaç gün okuyorsun sonra geri veriyorsun.

<Aynen öyle. Temeli buna kurulmuştur. Siz kütüphaneden bir kitabı ödünç alırsınız. Kütüphane size der ki örneğin bir haftada bunu okuman lazım. Bir hafta dolduktan sonra sen görevini yerine getirip bu kitabı geri getirirsin.

** Peki bir haftada o kitabı bitiremezsek?

< Bitiremezsen söylersin. Kütüphaneci abladan süresini uzatmasını istersin. O da yardımcı olur.

Buradaki kitaplar daha üniversite düzeyinde. Dolayısıyla size çok uygun değil. Sizin kitap getirmeniz çok mantıklı olmuş. Tebrik ederim.

<Buraya bakın. Bizim burada Erkan Hocamız var. O gittiği ülkelerden çeşitli gazeteler toplamış. Biz de onları burada sergiliyoruz.

IMG_5358

IMG_5373

< Kitapların üstlerinde etiketler var. Bunların etiketlerine göre bu yerleşim biçimlerine göre arayıp buluyoruz, bunlara göre yerleştiriyoruz. Şu an size çok yabancı gelecektir, haklısınız.

< İşlemi yapılmayan her kitap kapıdan çıktığında öter. Bunun haricinde burada dergilerimiz, gazetelerimiz  var.

** Bunu verebilir miyiz?(Kendi kitabını uzatarak)

< Bu senin kitabın almayalım onu.

**Hayır kalabilir iki gün, üç gün.

< Teşekkür ederiz ama bunlar sizin yaşınıza uygun olduğu için buradaki ağabeylerinize, ablalarınıza pek yeterli gelmeyecektir.

**Hayır ama burada kara delik bile var.

< Ooo uzaya meraklıyız demek. Şimdi ben size çalışma alanlarını göstereceğim. Orada biraz kitap okuyacağız.

Kimimiz kitaplarını okumak için hızlıca bir yer seçti ve kitaplarını okumaya koyuldu.

IMG_5375

Kimimiz de  rafların arasında gezintiye çıktı.

IMG_5376

IMG_5389

**Öğretmenim saat kaç?

<<Saat şu an 10.30

**Tamam bu anı defterime kaydedeceğim de :)

IMG_5385

Kütüphane ziyaretinden sonra kütüphane tasarımlarımızı oluşturmak için kolları sıvadık.

IMG_5414

IMG_5417

IMG_5418

Katkılarından dolayı velimiz Aslı Kıyak İngin’e teşekkür ederiz.

Keyifli hafta sonları diliyoruz.

Ceyda SUCUOĞLU & Şenay ARSLAN

‘Harf var ve yazı var. Bir de rakamlar ve sayılar var.’

Özge: Hatırlarsanız eğer takvimle ilgili projemizi yaparken farklı takvimleri incelemiş ve bulunduğumuz ayın ismini uzun uzun yazmak yerine onu bir sayıyla gösterebildiğimizi keşfetmiştik.
Can: Evet mesela mart yerine üç yazabilirsin.
Ayda: Mart üçüncü ay çünkü. Bu sabah meeting time da öyle yaptık çünkü.
Özge: Peki acaba günlük yaşantımızda sayı yerine harfleri, harfler yerine sayıyı kullandığımız başka alanlar var mı acaba? Ya da böyle bir şey mümkün mü?
Ayda: Mart üçüncü ay çünkü bunu böyle yazabilirsin. Aralık için de 12 yazabilirsin. Bu şifre gibi bir şey. Ayların sırası değişmez çünkü.
Yaman: 2016 için bunu böyle yazamazsın harf kullanmak için ikibinonaltıı yazarsın bu daha uzun. İşte bu şifreli olmuyor. Adam daha kısa yazmak isterken hemen hemen bir bakıyorsun daha uzun. Bu yazıdır bunlar sayıdır.
Özge: Yazı ve sayı arasında nasıl bir fark vardır? Neye sayı neye yazı dersin?
Dila: Yazıların niye yazı sayıların niye sayı olduğunu biliyorum. Belki anlamları olabilir. Ama bu anlamları bilmiyorum.
Dora: O yazılan bir şey olduğu için yazıdır. Öbürü de sayılarak yazılan bir şey olduğu için sayıdır.
Ayda: (parmaklarını göstererek) 1,2,3 bak sayıyorlar sonra üç yazıyorlar.
Dila: Acaba sayılardan birin ismi neden bir?
Can: Atatürk koymuş olabilir bunu.
Dora: Orman sınıfında hiç sayılar olmasaydı mesela diyelim hiç sayı olmasaydı hatta dünyada hiç sayı olmasaydı ne olurdu?
Özge: Evet biraz bu sorunun üzerine konuşalım bakalım.
Dila: Bir şeyin kaça kadar olduğunu bilemezdik.
Eren: O zaman sayıya ihtiyacı olanlar sayıları göremezdi.
Yaman: Parmaklarıyla bile sayamazlardı.
Deniz: Bazı kişiler görerek yapar bazı kişiler duyarak yapar. Görerek çalışanlar çok zorlanırdı o zaman. Sayıları görebilecekleri bir yer olmazdı.
Uğur: Üstümüzde mesela sayılar var.
Dila: Senin saatinde sayılar var. Olmasa saat kaç bakamazsın.
Oya: Benim etiketimde sayılar var. Kaç yaşındaki çocuğa göre bu onu anlatıyor.
Çınar: Ayakkabılarımızın altında sayılar var. Kaç numaraysa ayağın onu alıp giyiyorsun.
Oya:Harflerde var etiketimde
Dora: O markası
Yaman: Hem harf hem sayı var.
Alp: Saatte sayı var.
Eren: Özge sayılar olmasaydı dünyamızda…
Dila: Saatler olmazdı bilemezdik şimdi yemek mi yiyeceğiz uyuyacak mıyız diye
Oya: Saat kaç bilemediğimiz için
Eren: Ama ben sözümü bitirmemiştim. Sayılar olmasaydı sayıları nereden yazmaya çalışacağımızı bilemezdik.
Ali Mert: O zaman numara veremezsin bir numara iki numara gibi..
Yaman: Bazı evlerin şifreleri olur Dora eğer dünyada sayılar olmazsa insanlar o şifreleri yazamazlar. Tuvalet şifreleri vardır mesela.
Dila: Ya da katlar vardır. Sayılar olmazsa binalar olmaz diyebiliriz.
Ayda: 1. kat 2. kat.. diyemezsin
Deniz: Biz ders panosunda çalışamazdık hangi ders önce hangi ders sonra bilemezdik.
Dila: Anlaşmalarımız bile olmazdı ya
Çınar: Sayılar olmasa toplama olmaz zaten
Özge: Toplamaya neden ihtiyacın var?
Çınar: 1. sınıfta ne öğreneceğiz o zaman?
Ayda: 1+1 8 olurdu o zaman.
Dila: O zaman hep anasınıfı anasınıfı olurdu. Hep Özge ile kalırdık. Rakamlar olmasa rakamlarla yazılan hiçbir şey olmazdı.
Can: Burada Özge ile kalmamız aslında iyi bir şey.
Özge: Gerçekten kulağa fena gelmedi :) Dila rakam derken neyi anlatmak istedin?
Yaman: Harf var ve yazı var. Bir de rakamlar ve sayılar var.
Dila: Hayır onu demedim iki gibi bir şey rakam sayı yani.
Eren: Özge sayılar olmasa yanlış yazardık 30dan başlardık saymaya falan.
Dila: Yazılar ve sayılar olmasa mektuplaşamazdık.
Yaman: Kutu gönderemezdik.
Uğur: Doğa arkadaşımın kutusunu gönderemezdik.
Can: Randevularımızı alamazdık.
Deniz: Aslında…
Dila: Doktorlar ne ilaç kullanacağımızı kaç tane olacağını yazamazdı.
Deniz: Dila sözümü kestin.
Dila: Özür dilerim dayanamadım
Deniz: Ne zaman spora gideceğimizi bilemezdik. Ben nasıl voleybola gideceğimi bilemezdim. Ve ne zaman volaybola gideceğimi bilemezdim.
Ayda: Doğum günlerimiz olmazdı sayılar olmasaydı.
Dila: Eğitimler ne zaman başlar bilemeyiz?
Yaman: Hep kaçırırdık. Sayılar olmasa herkes sıfır liraya bedavaya her şeyi alırdı. Fiyatlar olmazdı çünkü. sıfır liraya her şeyi alırdık.
Dila: Sayılar olmasa sıfır da olmazdı. Sıfır da bir sayı.
Oya: Özge asıl ben sana şimdi bir şey söyleyeceğim. Harfler olmasa isimlerimiz olmazdı. Adımızı bilemezdik.
Dora: O zaman seni çağıramazdık. Gelir misiin derdik.
Çınar: Harfler olmasa onu da diyemezdik.
Ali Mert: Aaaa ilk insanlar gibi.
Özge: ilk insanların sizce yazıya mı önce ihtiyacı olmuştur sayıya mı?
Uğur: bence sayılara ihtiyaçları olmuştur.
Dila: Kesin harflere
Can: Harflere olur mu ya kesin saymaya ihtiyaç duymuşlardır.
Dila: Ama harfi bulmuşlardır. Harfleri sayı olarak kullanabilirsin çünkü.
Deniz:Konuşmak daha önemli. Önce konuşmayı öğrenmeleri gerekiyor. Konuşmak için harflerin sesine ihtiyaç var. İkide de harf var. Önce harflere ihtiyaçları olmuştur.
Eren: Önce kesin yazıyı bulmuşlardır. Çünkü o zaman mağaraların duvarlarına resim yapamazlardı yaptıkları resimlerin adlarını yazamazlardı. ‘e’ bir çizgi resim de bir çizgi.
Yaman: Bence de yazıları önce buldular. Çok geçmişte duvarlara yazmışlar ben öle br fotoğraf görmüştüm.
Çınar: Yazı olmasa konuşamazlardı.
Ayda: Harf olmazsa yazı ve ses olmaz.
Çınar: Aaaaaa derler ama başka bir şey ekleyemezler.
Ali Mert: Çok eski zamanlarda televizyon bile icad edilmemiişti. Yani aslında yazıya o kadar ihtiyaçları yok.
Dora: Bence sayılara ihtiyaç duymuşlardır. Kaç tane ilk insan var diye saymışlardır. Ya da işte bizim okulumda olduğu gibi kullanmışlardır.
Özge: Bizim okulumuzda sayılar nerelerde var ki?
Can: Gidip bakabiliriz.
Özge: Bakalım kaç farklı amaçla kullanılmış sayılar.

Okulda sayı avına çıktık ve sayıların kullanıldığı farklı yerler üzerine tartıştık.

IMG_5649 IMG_5650 IMG_5653 IMG_5656 IMG_5657 IMG_5658 IMG_5662 IMG_5664 IMG_5665

Formaların arkasında, telefonda, takvimde, çizelgelerde, zarda, saate, yaşımızda, ateş ölçerde, uzunluk ölçerken, bir şeyin ne kadar çok olduğunu söylerken kullanıldığını fark ettik…

Deniz: Özge mesela işte sayılar olmasa şunu diyemeyiz ‘Bizim okulumuzda 2 köpek var.’ diyemeyiz.
Oya: Orman sınıfında 12 çocuk var diyemeyiz.
Dila: Sınıfımızda en çok olan şey ne acaba
Can: Hadi sayalım
Özge: Saydıklarımızı unutursak ve karıştırırsak.
Ayda: Sayarız yazarız sayarız yazarız…

IMG_5667 IMG_5673 IMG_5681 IMG_5682 IMG_5683 IMG_5690 IMG_5692IMG_5669O hızla farkında olmadan tahmin kavanozu da açılmış ve içindekiler sayılmış :)

IMG_5685

Grade 2

Merhabalar,

5. unitemizde hayvanlar konusunu bir hafta daha işledikten sonra, kitabımızın 6. ve son ünitesindeyiz. Konumuz “Camping” ve bu ünitede yiyecekler ve içecekler konumuz. Yiyecek ve içecek kelime çalışmaları yapıldı bunlarla ilgili eşleştirme çalışmaları, word search çalışmaları, crossword çalışmaları yapıldı. Sevdikleri ve sevmedikleri yiyecekleri söylediler.

*I like sandwich but I don’t like toast.

*I like water but I don’t like coke.

*I like rice and chicken for dinner

IMG_5432 IMG_5433 (2) IMG_5447

Spelling Bee öğrencilerimizin çok ilgilendiği ve çok sahiplendikleri bir çalışma oldu böylelikle kelime yazılışlarını ve okunuşlarını öğrenmek açısından çok faydalı olduğunu düşünüyoruz.

IMG_5502IMG_5501

 

Grade 3

Merhabalar,

“Taste The Food ” Gizem öğretmenimizin sınıfta işlediği konuyla ilgili disiplinlerarası bir çalışmanın ürünüdür. Öğrecilerimiz gözleri kapalı olarak yiyecekleri tattılar ve lkarşısındaki arkadaşlara yiyeceklerin nasıl olduğunu belirttiler ve onlarda hazırlanm olan “Taste Chart”lara not ettiler daha sonra bizlere hangi arkdaşlarının hangi yiyeceği tattığını ve sonuçlarını  bildirdiler.

IMG_5476IMG_5472

IMG_5466  IMG_5476

5. ünitemizde konumuz “Daily Routin “di ve ünite sonunda sevdikleri ünlü birinin veya ailelerinden bir kişinin günlük aktivitelerini yazmaktı bazı öğrencilerimiz bireysel bazı öğrencilerimiz ise grup çalışması yaparak bize sunumlarını yaptılar.

IMG_5721 IMG_5726

Kiatbımızın son ünitesi olan 6 ünitede deniz hayvanlarını öğreniyoruz ve bununla ilgili çeşitli çalışmalar yapıyoruz.

IMG_5779 IMG_5781IMG_5518

Her hafta yapılan “Spelling  Bee”  öğrencilerimizin çok ciddi sorumluluk aldıkları ve yapılmasından hoşlandıkları bir çalışma oldu  öğrencilerimize teşekkür ediyoruz.

Eğlence Sınıfı

Sevgili Eğlence Sınıfı Velileri

Eğlence Sınıf bu hafta bilim insanlarının etkileyici hayat hikayeleri ve çocukluk anıları ile tanıştı. Her zaman yetişkin hallerini bildiğimiz bu bilim insanlarının çocuklukları üzerine konuştuk. Onlarda derslere giriyor ödevler yapıyor ve bazı dersleri anlayamadıkları zamanları oluyordu. Üç bilim insanının hayatını ve buluşlarını araştırdık, üzerine konuştuk.  Hatta şimdilerde her gün icatlarını kullandığımız bilim insanlarının çocukluklarında nasıl başarısız olduklarını öğrendik. Öyle ki bazıları okullara kabul edilmemiş ve “şaşkın” olarak ifade edilerek okullardan atılmışlar. Biz bu hikayeyi kime ait olduğunu bilmeden okuduk ve bir hafta boyunca tahminler yürüttük. Bir hafta sonunda hikayede ki kahramanın Thomas Edison olduğunu öğrendik.

Thomas Edison için bizim edindiğimiz bilgiler şu şekildeydi:”Bazı icatları tamamen orjinal olmamakla birlikte, eski icatların geliştirilmesi veya yönetimi altında çalışan yüzlerce çalışana aittir. Yinede Edison elinde bulundurduğu kendi adını taşıyan 1,097 Amerikan patentiyle tarihteki en önemli ve en verimli mucitlerden biri olarak nitelendirilir.” Bulduğumuz bir başka kaynakta ise öğretmeninin annesine bir not yazdığını okuduk. Notta Edison’un okuldan alınması gerektiği yazısı yazıyormuş ve annesi bunu yıllarca saklamış. Ona öğretmenlerin böyle bir dahiye yetecek bilgileri olmadığı için okula gidemeyeceğinin yazıldığını söylemiş. Bizde bu hikayeden oldukça etkilendik ve eğer Edison bizim çocuğumuz olsaydı, annesi veya babası biz olsaydık nasıl bir davranış sergilerdik? Ona bir mektup yazmak isteseydik neler yazardık? dedik ve şunlar çıktı:

IMG_1113 IMG_1114 IMG_1115 IMG_1116 IMG_1117 IMG_1118 IMG_1119

 

Mektuplardan bazı cümleler:

 

  • Sen çok akıllısın. Çok zekisin, ileride ampulu bile icat edeceksin. Bunların hepsi senin başarın. Bütün ışıkları yakan kişisin. Amerikadaki tüm ışıklar bir anda düğmeye basınca yanacak. Sen başarılısın.
  • Thomas ilk önce senden özür dilerim. Sana yalan söylediğim için özür diliyorum. Sen çok akıllı bir insansın ve seni çok seviyorum. Öğretmenlerin senin şaşkın olduğunu düşünebilirler ama biliyorum ki sen büyüyünce çok akıllı bir bilim insanı olacaksın. Sana güveniyorum. Sadece bizim sayemizde değil senin deneyişlerin sayesinde olacaksın.
  • Thomas, ben senin annen olarak sana şunu söylüyorum: kendine güven ve öğretmeninin söylediğine aldırma. Herkes aynı şekilde düşünmek zorunda değil. Kim bilir sen şu an bilim insanı olmuşsundur bile. Seni çok seviyorum..
  • Sevgili Edison, okulda başarısız olduğun düşünüldüğü için okuldan alındın ama sakın üzülme sen bir dahisin belki de. Sakın kendini yalnız hissetme. Biz her zaman yanındayız. Seni evde eğittik ve sen yüzyılın dahisi olacaksın kalbimle inanıyorum. Okulda yaşadığın olayları unut tamam mı?
  • … Bir süre sonra bu notu bulup okuyacaksın. Okulda eğitilmesende evde benim ve özel öğretmenlerin sayesinde çok akıllı biri olacaksın ve sadece bizim değil senin inancın sayesinde olacak.

20160401_100311

Daha önceki haftalarda konuştuğumuz yankı konusu tekrar gündeme geldi. Bu konuda kafamızdaki bilgilerin netleşmemiş olarak kalması üzerine çemberde şu konuşamlar geçti:

 

  • Biz bazen spor salonunun oraya gidince yankı oluyor
  • Sence nasıl oluyor?
  • Kimse yok diye olabilir mi?
  • Ama nasıl?
  • Bağırdığın için olabilir mi?
  • Diyelim ki bağırdın. O ses oraya çarpıyor ve geri geliyor. Biz geçen baktığımızda yankı için 17 metre yükseklik lazım yazıyordu.
  • Bence yükseklik değildir o ileriye doğru 17 m olabilir mi?
  • Yüksek bir tepe düşün 17m yüksekliğin olduğu, orada yankılanır.
  • Ben şöyle anladım sen yerdesin, 17 m boşluk olması lazım
  • ben mesela evin boş odasında bağırıyorum ve ses yankılanıyor. Orada 17 m boşluk yok ama o nasıl oluyor o zaman?
  • O zaman ormanda da ağaçlar olmasına rağmen bazı bölgelerinde ses yankılanmıştı gittiğimizde?
  • Ayy çok kafam karıştı hem dolu hem boş mu yani yanki olma şartı!….

 

Gelecek hafta biz sesin yansıması ve yankılanma arasındaki o ince fark üzerine derinleşeceğiz gibi görünüyor.

 

Eğlence sınıfı bu hafta daha önce hep oynadıkları bilgisayar oyunlarının kodlamalarını anlamalarına ön ayak olabilecek basit bir robot kodlama programını incelediler. Programın amacı robota belli sayıda komut vererek mavi lambaların sarıya dönmesini sağlamak. Toplamda 12 komut ve 2 fonksiyon kullanma hakkı olan çocuklarımız bu programı inceleyerek “sonsuzluk” olarak adlandırdıkları bir komut geliştirdiler. Çocukların kendi manipülasyonlarıyla bu tarz bir komuta ulaşmaları programın başında açıklanan 12 komut hakkını çöpe atmış oldu.

20160328_111943 20160328_104546 20160328_104456 20160328_104448 20160328_103807 20160328_104223(0)

Bir yandan da Aslıhan ve Bora bu haftada sınıfımıza gelerek bazı müziklerin nasıl göründüğü hakkında bir görsel hazırlamışlardı ve bize bunu gösterdiler. Bu görüntülerin ışığında bizde sınıfça bir şarkı seçtik. ( Beethoven ) Bu müziği dinlerken bu görsellerden de yola çıkarak bizde nasıl bir form canlanıyor? sorusuna cevap olarak resimlerimizi çizdik.

 

 

 

IMG_0990  IMG_0992 IMG_0993 IMG_0994 IMG_0995 IMG_0996 IMG_0997 IMG_0998 IMG_0999 IMG_1000 IMG_1001 IMG_1002 IMG_1003 IMG_1004 IMG_1005 IMG_1006 IMG_1007 IMG_1009

 

İşte o görsellerin son hali:

 

IMG_1109 IMG_1108 IMG_1107 IMG_1106 IMG_1105 IMG_1104 IMG_1097 IMG_1099 IMG_1100 IMG_1102

 

Yine kahkalarımız ve sesleri üzerine çalışırken sınıfta oldukça keyifli bir hava hakimdi:

IMG_1080 IMG_1079 IMG_1063 IMG_1060 IMG_1057 IMG_1055

 

Matematik dersimizde çarpma işlemini problemlere adapte etmeye ve sorularımızı bu forma dönüştürme çalışmalarımıza başladık. Temel olarak iyice öğrendiğimiz çarpma işlemini artık problemlerin içinde de kullanıyoruz. Bu hafta sınıf olarak uğraştığımız problemlerden biri şuydu: Yankı denememiz için öncelikle 17m’nin ne kadar olduğunu bulmamız gerekti. Daha sonra ise peki 1 km de ne kadar ses yankılanır sorusuyla işler biraz karıştı. Elimizde olan 150santimetrelik bir mezura ile 1 km’ yi nasıl bulacaktık? Öncelikle geçmiş bilgilerimizi yokladık ve 1 km’nin kaç metre ettiğini bulduk. Elimizde ki diğer bir veri ise 1 metrenin kaç santimetre olduğu idi. Şimdi yapmamız gereken şey bir km için kaç tane mezura uzunluğuna ihtiyacımız olduğuydu. Bu sorumuzun cevabı için öncelikle sınıftaki 1 metreye denk gelen yerleri bulduk. Daha sonra önce bunun matematiksel işlemini yapmak üzere genel bir karar hakimdi ve hepimiz kağıt kalemle hesaplamalara başladık. Tam olarak kaç mezuraya ihtiyacımız olduğu sorusunun cevabını henüz bulmuş değiliz.

20160331_123321 20160331_123133 20160331_123009

 

20160328_113123 20160328_112606 20160328_111600 20160328_111724