‘bu şehir bu dünya içinde bir nokta’

Özge: Bu sabah barajlardan şehrimize su taşımayı konuştuğumuz zaman aklıma şu soru geldi. Şehir ne demektir? Bir şeyin şehir olabilmesi için ne lazım?
Dora: Şehir demek evler olan yerler demek. Bizim evimiz şehirde olan bir şey ama sanırım bizimki bir ülke. İstanbul bir ülke yani.
Eren: Bekle bir şey söyleceğim. Şehir ülke değildir. Buraya yakın olan her yer şehirdir.
Özge: Ne kadar yakın olması gerekiyor?
Eren: Baya yakın olması gerekiyor.
Dila: Yabancı diller konuşulan yerler ülkedir. Ama şehirde biz aynı dilde konuşuruz.
Eren: Özge bu sokağın adı ne?
Özge: Sağlam Fikir Sokak burası.
Eren: İşte Sağlam Fikir olan her yer şehirdir burası bir şehir.
Çınar: Şehirde evimiz olur. Ama evimize şehir diyemeyiz. Şehir biryerdir. Böyle büyük bir yer.
Alp: Şehirde çok ev olur.
Can: Şehrin içinde arabalar ve evler olur. Tasarım ve işyerleri olur. Bizim şehrimiz istanbul.
Özge: Dora ‘İstanbul bir ülke’ dedi.
Deniz: Ülke ve şehir birbirinden farklı. Alp’in dediği gibi şehirde çok çok ev olur. Ama ülkede daha çok ev olur. Böyle bir fark var.
Eren: Özge burası İstanbul haritası bu daünya haritası (sınıftaki haritaları göstererek)
Ali Mert: Sanırım ülkeler şehirlerden daha büyük olur.
Özge: Şehrin içinde neler olur?
Yaman: İnsanlar
Eren: Ara sokaklar
Dila: Pastaneler
Çınar: Arabalar
Ali Mert: Hastaneler olur.
Can: Bahçeler ve ormanlar olur.
Oya: Bazılarında deniz olur. Simitçiler olur.
Yaman: Kuaför olur.
Çınar: Sokaklarda hayvanlar olur. Veteriner olur.
Deniz: Yemek yenilen yerler olur.
Özge: Peki bu kadar saydığımız şey şehirde nasıl yerleştiriliyor. Nasıl karar veriliyordur bir yere hastane ya da okul ya da ev yapmaya?
Çınar: Şehir çok büyük bir şeydir ve istedikleri gibi yapabilirler.
Özge: Ne kadar büyük?
Çınar: Bu haritadan daha büyük aslında (İstanbul haritasını göstererek)
Eren: Aslında bakınca bu harita bundan daha büyük (İstanbul haritasını dünya küresiyle karşılaştırarak)
Deniz: Sanmıyorum ikiside gerçekte daha büyük.
Dila: Her şey göründüğü gibi değildir. Bu bütün bir dünya yani kocaman bir şey. Bu sadece bir dünya şekli.
Ayda: Bakın bu harita bu kürenin açılmış hali. (dünya küresini ve dünya haritasını karşılaştırarak)
Dila: Bu şehir bu dünya içinde bir nokta.
Özge: Peki baştaki soruma dönersek. Şehirdeki bu planlamaları nasıl yapıyorlar sizce?
Eren: Planlamasalar 100 tane okul 1000 tane hastane olurdu.
Ali Mert: Her şey çok karışır ama o zaman. Bir de şehirde çok insan var.
Yaman: O zaman mimarlar ve mühendisler mi yapıyor?
Eren: Öyle istediğin gibi bir planlama olmaz.
Dora: O zaman mimarlar mı yapar.
Özge: Sınıfımıza gelen mimarlar ve mühendisler böyle bir iş yaptıklarını söylememişler miydi?
Eren: Hayır annem ve babam böyle bir şey yapmıyor. Sadece ev yapıyorlar.
Oya: O zaman başka bir meslek var.
Yaman: İnternete soralım.
Ali Mert: Mimar mühendisleri mi acaba?
Dila: Öyle bir meslek yok ama.
Özge: Bulalım internetten, bakalım bu mesleğin adı neymiş?
İnternetten araştırdık ve şehir bölge planlama diye bir meslek olduğunu öğrendik. Ve bu mesleğin çalışma alanlarını okuduk.
Eren: Ooo bu başkaymış.
Özge: Bu mesleği yapan belki birini bulabiliriz.
Çınar: Sınıfımıza çağırıp sorarız ona. Nasıl yapıyorlar diye?
Can : Bu kadar çok şeye nasıl karar veriyorlar diye sorarız.
Dila: Tamam Özge sen annelerimize babalarımıza sor. Böyle bir meslek yapan var mı?
Özge: Ben sanırım birini duymuştum iletişime geçip size haber vereceğim.

İlke Hanım ve Gökhan Bey sınıfımızdaydı..

Özge: Dün Banu ve Tansu gelmişti sınıfımıza ve bizim sorularımızı yanıtlamışlardı. Bugün İlke ve Gökhan burada onlar da bize destek olacaklar ama önce dün neler konuştuk neler sordunuz bunları hatırlayalım.
Can: Evler nasıl yıkılmıyor ve bu kadar sağlam diye sorduk. Size de sorabiliriz.
Yaman: Su nasıl yukarı çıkıyor diye sorduk ve nasıl eve giriyor.
Özge: Mimarların bu çizimleri kaç günde bitirdiği hakkında konuştuk.
Eren: Anne o elindeki ne?
İlke: Benim çalıştığım şirketin tasarladığı bir bina.

IMG_5600

IMG_5604

Yaman: Aç bakalım.
İlke: Burada bu binanın proje çizimleri var. Karşıdan baktığınızda bu bina nasıl görünecek onu çiziyoruz. Sonra bu binanın içinde neler olacak, kaç tane kat olacak.. Bu binanın yer üstünde tam 75 tane katı var. Sonra 5 kat daha eklediler.
Dila: Yani yetmiş beş..
Çınar: Yaniii yetmiş dokuz oldu.
İlke: Yaklaşık olarak 80 katlı.
Eren: Bodrum katıda mı var?
İlke: Evet 5 tanede bodrum katı var. Onlar da burada yerin altında.
Eren: Peki bu binayı nereye yaptınız?
İlke: Bunu biz Moskova’ya yaptık.
Eren: Ahaaa burada değil
İlke: Şu an da Avrupa’nın en yüksek binası.
Gökhan: Değil hemen yanına yapıldı.
İlke: Daha 3 gün sonra bitecek. Şimdilik en yüksek bina bu. Yerden tam 338 metre yükseklikte.
Dora: Peki biz ne kadarız?
İlke: Bak bu çizimde gördüğün noktalar var ya onlar insan.
Yaman: Ölçebilir miyiz?
İlke: Evet ölçebiliriz. Bunlar da ağaçlar. Bu çizimdeki.

İlke Hanım’ın getirdiği kitapçıktan çizimleri incelediler..

Dora: Bunlar ikiz kuleler gibi..
Eren: Evet ikiz kuleler gibi ama değil.
Dora: Çok benziyor ama.
Eren: Anne ikiz kuleleri sen mi çizdin?
Gökhan: Peki başka bir şey sorabilir miyim size? Bu binayı böyle yapmaya nasıl karar veriyor mimarlar?
Dora: Benim babam inşaat mühendisi onlarla karar veriyorlar.
Dila: Bakın burada da insanlar var.
İlke: İki çizimdeki insan boyutlarının farkına bakar mısın?
Dila: Burada daha büyükler.
İlke: Evet bu perspektifte öyle. Bu da bakın diğer binalar bizim yaptığımız bina da buarada.
Can: Peki bu yazının anlamı ne?
İlke: Moskova Nehri orası.
Dora: Peki İstanbul’un en yüksek binası ne?
Gökhan: Şu an yapılıyor her gün yanından geçtiğimiz yer. Ama bana cevap vermediniz. Evet bir binayı yapacağımız zaman nasıl karar veriyoruz? Ne kadar büyüklükte olacağına?
Dora: Bazı kişiler aklını kullanıyor. Bazıları bilgisayardan çizip yapıyor bazıları da maket yapıyor.
Gökhan: Ama hepsinin yaptığı ortak bir şey var. O ne? O evde kaç kişinin yaşayacağına karar veriyorlar.
Ayda: Yani boyutuna göre.
Gökhan: O boyuta nasıl karar veriyorlar?
Dora: Kaç insan girmesini istiyorsa o boyutta yapıyorlar.
Gökhan: Aynen öyle kaç insan girmesine karar veriyorlar.
Yaman: Keşke 100 olsaydı.
İlke: Bu binayı mesela çok insan kullanıyor 100den de fazla.
Gökhan: Ve bunun da bir sınırı var ama.
Oya: Yani sonsuz mu?
İlke: Sonsuz değil ama binlerce insan kullanıyor?
Çınar: Ne binlerce mi?
Eren: O zaman sonsuzu bile geçer.
Çınar: Sonsuzu geçen sayı yoktur.
Eren: Hayır vardır, milyon.
Çınar: Milyon sonsuzdan az.
Eren: Trilyon?
Çınar: O da az.
Dila: Sonsuz her şeydir.
Eren: Mimarlar neden bilgisayarda çalışıyor?
İlke: Çünkü kağıtta çizdiğiniz zaman belli bir alana sığdırmanız gerekiyor ama bilgisayarda çalıştığınızda alanınız daha büyük oluyor. Ve çalışmak daha kolay.
Gökhan: Bir de kağıt için ağaç kesmek zorundayız. Bilgisayarda çalıştığımız zaman ağaçları kesmeden de çalışabiliyoruz.
İlke: Göremediğiniz bir çok şeyi görebiliyorsunuz bir de.
Dila: Benim annemde öyle yapıyor bazen.
Dora: Hem ağaç kesmek o kadar iyi bir şey değil. Dünyanın dengesini bozuyor.
Gökhan. Aynı şeyi düşünüyorum.
Can: Peki evler nasıl bu kadar sabit oluyor?
Gökhan: Çünkü farklı malzemeden yapılıyor. Aslında eskiden bu kadar sağlam değilmiş bu evler.
Yaman: Biliyorum.
Gökhan: Hiç çadır gördünüz mü?
Deniz: Evet eskiden insanlar çadırda yaşamışlar.
Yaman: Önce mağaralarda sonra çadırlarda.
Gökhan: Çadır mesela sağlam mı?
Oya: Hiç değil.
Gökhan: Peki neden çadırlarda yaşamak zorunda kalmışlar?
Can: Samandan evde hiç sağlam değil.
Dora: Onlar kendi kafalarına göre yapıyorlarmış çünkü.
Gökhan: Aslında öyle değil. Hepsi kulanmakla ilgili şeylerden çıkıyor. Çadırlarını taşımak zorundalar. Eskiden insanlar evlerini taşımak zorunda kalıyorlarmış. Mevsimlere göre yer değiştiriyorlarmış. Bu da eğlenceli bir şey. O çadırları kurup kaldırabilmek içinde daha dayanıksız malzemelerden yapmaya başlamışlar. Sonra tek bir yerde yaşamaya karar verince sağlam evler yapmaya karar vermişler.
Çınar: Sonra da işte bu evler olmuş.
Gökhan: Sonra da daha sağlam evler yapmaya başladılar. Ben çok sağlam evler sevmiyorum.
Oya: Ben seviyorum çünkü o zaman yıkılmaz.
Eren: Taş çok sağlam ama.
Gökhan: Tam öyle değil Oya bak şöyle düşün. Sağlam olmakla yıkılmak aynı şey değil. Çünkü deprem çok güçlü bir şey ve onun yıkamayacağı bir şey yok. Ne kadar sağlam yapmaya çalışırsan aslında o kadar yıkılma olasılığını arttırıyorsun.
Çınar: Depremde yerler kırılıyor ve evler aşağıya düşüyor.
Gökhan: Şimdi bunu deneyebiliriz. Tüy gibi bir şeye ve tüyden daha ağır bir şeye ihtiyacımız var.
Can: Yani deprem yer çatlaması gibi bir şey.
Gökhan: Bakın elimde kozalak ve kurumuş yaprak var. Şimdi ikisine aynı güçte vuracağım. Bu kozalağa vurduğum zaman kırılıyor ama bakın aynı güçte yaprağa vurduğum zaman gördünüz mü hiç hareket etmiyor. Yani depremin böyle de bir etkisi var işte. Dolayısıyla sağlamlık değil hafiflik daha çok önemli. Yani bir şeyin hafif olması daha az kırılgan olmasını sağlıyor.
Ayda: Nasıl yani inanamadım.
Gökhan: O yüzden sağlam derken sadece güçlü ve sert olması anlamına gelmiyor.
Dora: peki ama taştan bile daha iyi olan şey tuğla değil mi?
Gökhan: Çelik var mesela. İlke’nin gösterdiği bina çelikten.
Oya: Ama o zaman nasıl boyuyorlar?
Gökhan: Tuğladan bir ev yapmış gibi boyuyorlar yine. Aslında sizin binanızda böyle bir bina bu da çelikten bildiğim kadarıyla.
Eren: Dur ben kontrol ederim.

Duvarlara vurarak nerenin çelik nerenin tuğla olduğunu kontrol ettiler.

IMG_5606
Dila: O zaman bu bina çelikse bizim okulumuz çok sağlam.
Gökhan: Evet sizin okulunuz çok sağlam.
Dora: Anladım orasının arkasında bir şey olmadığı için hafif (çelik olan kısmı) buranın arkasında bir şey olduğu için ağır (tuğladan yapıyı göstererek)
Çınar: Ama buranın arkasında bir şey yok ki, ne var?
Can: Tuğlalar var oranın arkasında çünkü.
Eren: Tuğlalar var. Ve orası daha ağır. İnanamıyorum burası metal bu yeşil yer gerçekten metal.
Yaman: Ben bir şey soracağım. evin içine nasıl su giriyor?
Gökhan: Aslında biz o suları birikmiş havzalardan alıyoruz. Yani bir yere yağmur yağıyor. Yağmur yağdıktan sonra göller oluşuyor. Bazılarını da biz yapıyoruz yapay gölleri. Baraj diye bir şey duydunuz mu?
Can: Evet evet
Dila: Baraj ve garaj gibi..
Gökhan: Suları biriktirmek için yapılan kocaman yerlere baraj denir. Hatta İlke’nin annesi ile babası baraj yapıyor.
Yaman: Kunduzlarda baraj yapıyor.
Can: Onların yaptığı farklı. O kunduz barajı
Gökhan: Aynen öyle bravo kunduzlarda baraj yaparlar. Onlar daha küçük baraj yaparlar. Biz yaptığımız barajları daha yüksek yerlere yapıyoruz. Yüksek yerlere yaptığınız baraj şöyle bir avantaj sağlıyor size aslında. Biz barajları yukarı şehirleri aşağıya kuruyoruz böyle yaptığımız borularla basınçla su yukarı çıkıyor. Borulardan basınçla su yukarı çıkıyor. Aslında bunu da bir deneyle size gösterebilirim. Yukarıya bir bardak koyacağız bir de aşağıya bir bardak aradaki boru sayesinde yukardaki kapta olan su aşağıdaki kabı dolduracak. Binalarda da böyle. Ama tabi artık binaların altında da pompalar var ve yapay olarakta suyu yukarıya basabiliyoruz artık.
Çınar: Bizim evlerimizde şu an var mı?
Gökhan: Evet olabilir.
Yaman: Ben aslında şöyle dedim. Evlere su nasıl giriyor yani damlıyor?
Gökhan: Bu bir sorun olabilir. Çatıdan damlıyorsa orayı tamir etmek lazım.
Deniz: Bu binaların altındaki pompalar aynı botlardaki pompalar gibi.
Gökhan: şimdi bunu deneyelim. Bir bardağı yükseğe koyuyoruz bir bardağa aşağıya. Yükseğe koyduğumuz bardağı baraj gibi düşünün aşağıdaki bardağı şehirlerimiz gib. Bu aradaki boru sayesinde hiçbir güç uygulamadan basınçla şehre taşıyacağız şimdi.
Yaman: Vay canına bu çok eğlenceli.
Dora: Evlerimizde de mi böyle?
Gökhan: Evlerimizde de şehre gelen su aynen böyle yukarı çıkıyor.
Eren: Bizde yapalım baba.
Gökhan: Şimdi hepiniz deneyeceksiniz.

IMG_5612

IMG_5609

IMG_5611

 

IMG_5615

IMG_5616
İlke Hanım ve Gökhan Bey’e süreçteki bu desteklerinden dolayı çok teşekkür ederiz.

Banu Hanım ve Tansu Bey sınıfımızdaydı..

Can: Biz size sormak için sorular hazırladık.
Banu: Peki neler o sorular?
Eren: Bunlar nasıl bilgisayardan çıkıyor?
Banu: Bizde bunu sormayı düşündüğünüzü tahmin ederek yanımızda çizimler getirdik.

IMG_5588

Ali Mert: Vay canına..
Can: Oo çok büyükmüş
Banu: Daha büyüğü bile var elimizde.
Dora: Anne bana bunu hiç göstermedin ama.
Dila: En büyük evi yaptığınızda en büyük çizim oluyor değil mi?
Banu: Evet ama.. Biz eskiden bir evi nasıl yaptığımızı hem düşünmek hem yapacak olan o işleri yapacak olan insanlara anlatmak için ellerimizle ve cetvelle çiziyorduk. Ama şimdi artık bilgisayarlar olduğu için bilgisayarlardaki programlar var onlarla çizim yapıyoruz. O programlarla çizdikten sonra sizin fotoğraflarınızı sınıfa astığınız şeyleri çıkardığınız gibi makinalardan çıkarıyoruz. Sizin olanlardan daha kocaman. Bakın bu çizim ona göre daha büyük. Bunları rulo yaparak ya da katlayarak saklıyoruz. Çizimler burada arka arkaya. Bu çizimlerden faydalanılarak bu binalar yapılıyor.

IMG_5589

Yaman: Bu ne kadar uzun bir ev.
Eren: Bir soru daha var evlerde sular yukarı nasıl yükseliyor?
Can: Evet biz o konuyu merak ettik.
Oya: Tahtaya bakarsan görürsün.
Dila: Bütün sorularımızı yazdık çünkü.
Banu: Bütün şehrin suyu belli bir yerden geliyor evimize. Küçük köylerde öyle değil. Oralarda kuyular var ve suyu ordan çekiyorlar. Ama şehirde çok fazla insan olduğu için büyük su birikintilerinden hepimize su geliyor. Bunu da suyu borular içinde sıkıştırarak basınçla gönderiliyor. Su çok hızlı geliyor bizim bardaktan döktüğümüz gibi değil daha hızlı geliyor.
Dora: Evin içine nasıl giriyor?
Banu: Bizim evlerimizdeki boruların içi sıkışmış su dolu. Musluğu kapattığımızda musluğun ucuna kadar su dolu. Açtığımızda yoğun bir şekilde su boşalıyor. Hep arkada bir basınç olduğu için hiç bitmiyor hep tamamlanıyor.
Tansu: Pipetle su çekerken devamlı su doldursa biri bardağa hep pipetine su gelir. Ama pipeti parmağınla kapasan artık su gelmez. Bıraktığın zaman fışkırır tekrar su.
Yaman: Ama benim eski evimde çatıdan su damlıyordu evin içine.
Eren: Borunuz patlamış o zaman.
Yaman: Nasıl oluyordu bu?
Tansu: bazen yağmurdan evlerimizin çatıları zaman zaman bozulabiliyor ve yağmur sızmaya başlıyor oradan.
Yaman: Bizde o yüzden taşındık işte. Ciddiyim.
Dora: Peki bizim eve de damlamıştı. Ama o su nasıl da, küvet yapmıştık ya oraya, o küvetin içi nasıl dolmuyor? Çok akıyordu.
Banu: Çünkü o bizim musluktan akıttığımız su değildi. O çok hızlı gelen bir su dediğim gibi. Bir de ne yapıyoruz kullanıyoruz suyu, akıyor ve bir de pis sular bir yere gidiyor
Çınar: Yani şöyle yuvarlak bir şey var onun içinde delikler var, ordan su gidiyor.
Banu: Evet onlar da aynı şekilde. Nasıl bizim hepimizin suyu tek bir yerden hepimize dağılıyorsa, bizim evlerimizden çıkan pis sular da hepimizin evinden çıkıp bir yerde toplanıyor ve temizlenmeye gidiyor. Yani dönüşüme gidiyor aslında. İşte o sularda, onların borularında bir arıza olursa yani bir tamirat gerekirse o zaman ordan su kaçağı olabiliyor. Mesela bizim evimize gelen öyle bir suydu ama o öyle hızlı yani basınçlı bir su değildi. O yüzden damla damla geldi. Eğer o su temiz su olsaydı evimizi su basardı. Çünkü sürekli geliyor temiz su. Dedik ya borular hep dolu.
Özge: Peki ben bir şey sormak istiyorum. Biz oraya bir soru yazmıştık. Bu çizimler kaç günde yapılıyor diye. Çünkü biz de şuan 2 boyutlu tasarımdan 3 boyutlu tasarıma evlerimizi yapmaya çalışıyoruz, deniyoruz. Fıratla beraber destekleniyor bu süreç. Sizin bu çalışmalarınız kaç gün sürüyor?
Tansu: Evin çizimlerini veya yaşam yerinin çizimlerine proje diyoruz biz.

IMG_5590

Çınar: (Sınıfa getirilen proje maketini göstererek) Peki bunu neden getirdiniz?
Tansu: Anlatmak için getirdik. Çünkü biz bunun üzerinden bakıp ne yaptıklarımızı görebiliyoruz.
Can: Bir de şey yazdık biz, büyük evler kaç günde yapıldı?
Tansu: Ona daha sonra geleceğiz.
Uğur: Bir şey sorucam peki borular kırılırsa nolur?
Tansu: Borular kırılabilir bazen, bazen patlayabilir. Su o zaman çok basınçlı geldiği için.
Uğur: Yoksa evin içine mi giriyor?
Tansu: Evin içine ama giremiyor bazen, çünkü dışarıdan da musluğu var onun. Onu da kapattığımız zaman evin içine giremiyor. Bazen evlerimizde su borularımızda bozukluk olur, tamirat gerekir, eskir. O zaman su oralardan çıkmaya başlıyor. O zaman kapatmak durumunda kalıyoruz suyumuzu ve tamir ediyoruz boruları.
Banu: Ne kadar sürede olduğunu söylemedik.
Tansu:Projenin büyüklüğüne göre değişiyor.
Yaman: (Getirilen çizim örneklerinden birini göstererek) Bu çizimi kaç günde yaptınız?
Tansu: Bu çizim mesela, yaklaşık 1 ayda yapılıd. Ama bu gördüğünüz sadece bu çizim değil. Bundan mesela 100 tane oluyor 50 tane oluyor.
Can: O zaman biz yapmaya başlayalım
Yaman: Cidden mi? Bunu yapmak imkansııız!
Eren: Evet imkansız. Bir günde bunu çizmek imkansız!
Tansu: Bakın bu sadece gördüğünüz 3 boyutlusu.
Oya: (Proje kağıtlarındaki bantları işaret ederek) Bunun üstünde bant var, neden bant var?
Banu: Çünkü demek ki bakmak için bir yere duvara yapıştırılmış. Aynen sizin yapıştırdığınız gibi.

IMG_5592

Uğur: (Çizimlere bakarak) Bu labirente benziyor biraz.
Can: Bir şey söylücem biz duvar sakızıyla yapıştırdık. :)
Banu: Biz de bant kullanmışız.
Tansu: Bu bina için bu çizimlerden yaklaşık, bütün her şeyiyle beraber 1000 tane çizim var.
Orman sınıfı: Uuuuu!
Tansu: Yani su boruları nerden geçiyor, elektrik nerden geliyor…
Banu: O kadar çizimleri, bu çizimlerin hepsini biz yapmıyoruz.
Dila: Yani arkadaşlarınız yardım mı etti?
Banu: Tabii o da var.
Tansu: Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim. Mimarlar var, inşaat mühendisleri var. Banu mimar, o mimari çizimleri yapıyor. Yani bu maket nasıl görünüyor, içinde neler var, hangi odalar var. İnşaat mühendisi nasıl yapılacağı ile ilgili çizimler yapıyor. Ben inşaat mühendisiyim. Mesela başka mühendisler de var. Suyun nasıl oraya gelceğine dair veya elektriğin nasıl gelceğine dair.
Dora: Yani siz birbirinize yardım ediyorsunuz.
Banu: Evet.
Dora: O çizimini yaparak yardım ediyor, sen de yapısını yaparak.
Tansu: Evet.
Banu: Mesela şu (proje çizimi göstererek) bizim oturduğumuz evin projesi ve her türlü çizimi var içinde. Hem mimari çizimi hem inşaat mühendisinin çizimi.

IMG_5597

Oya: Şimdi onu açıcak mısın?
Banu: Hayır hepsini açmayacağım.
Tansu: Hepsini açsak sığmaz buraya.
Banu: Bir binayı yapmak için çeşitli türlerde çizimlere ihtiyacımız var. Bu gördüğünüz binayı görüyormuşuz gibi çizilmiş. Buna perspektif diyoruz. Bunlar yukardan baktığımız çizimler. Her katın kendi çizimi var. Sonrasında da, evlerin nasıl sağlam olduğu sorusunu göstermek için bir çizim bulalım.
Tansu: Ama binaların kendisini yapmak çok daha uzun sürüyor.
Banu: Başka burdaki sorulardan cevaplayalım mı? Başka sorunuz var mı?
Yaman: İsterseniz okuyun, cevap verin.
Tansu: Tamam
Eren: Bu kadar nasıl sağlam oluyor?
Tansu: Çünkü bu kadar sağlam olması gerekiyor zaten başta. Yoksa üzerinde duramayız.
Uğur: Peki bomba patlarsa?
Tansu: Evler nasıl bu kadar sağlam olabiliyor, çünkü mesela evlerde ne malzemeler kullanılıyor?
Tuğla oluyor, çelik olabiliyor. Mesela bu çelik bir bina. Ahşap olabiliyor yani tahtadan olabiliyor.
Çınar: Demir de olabilir.
Tansu: Evet demir de olabiliyor veya iglolar gibi yani bulunduğumuz yaşadığımız yerdeki malzemeler olabilir. İglooyu biliyorsunuzdur dimi? Buz olabiliyor, topraktan olabiliyor evler.
Can: Peki bombayı betona patlatırsan ne olur?
Özge: Yıkıcı bir güç mü ya da itmek gibi bir şey mi? Yıkılır mı, dayanıklılığını mı sormak istiyorsun?
Can: Evet dayanıklılığı gider yoksa.
Özge: Dayanıklılığı gider, o zaman da belki Dila’nın annesinin mesleği devreye girebilir orada.
Uğur: Ya da biz şey betona çarpmakla yere atsak nolur?
Özge: Dayanıklılığını mı test etmek istiyorsun? Neden peki böyle bir şeye ihtiyaç duyarsın?
Uğur: Çünkü yıkılabilir.
Özge: Yıkılıp yıkılmaz mı diye mi?
Uğur: Hı hı. Belki yıkılır belki yıkılmaz.
Özge: Dayanıklılık olarak mı? İşte soralım, Eren de bunu sormuştu. Bu dayanıklılık nasıl sağlanıyor acaba? Yıkılma olabilir, itme olabilir, söylediğiniz etkiler olabilir.
Tansu: Biz daha önceden onu bilgisayarda modelleme dediğimiz çalışma ile deniyoruz.
Dila: Kıyafet modelleri gibi?
Tansu: Gibi ama öyle değil tam olarak. Mesela kar yağınca noluyor? Ne kadar çok kar yağarsa çatıya o kadar çok üzerinde kar oluyor. Kaç insan içerde yaşayacak, ne kadar insan yaşayacak bunların hepsi bilgisayarda bunun dayanıklılığı test ediliyor. Ondan sonra yapılıyor.

IMG_5596

Banu: (Öğrencilerin barınak modellerini inceleyerek) Anladığımız kadarıyla önce siz çizim yapmışsınız. Biz de aslında aynı sizin gibi yapıyoruz. Buna biz eskiz diyoruz. Yani aklımızdakini öncelikle kağıda döküyoruz nasıl bir şey düşündüğümüzü. Bazen beğenmiyoruz atıyoruz, bir tane daha çiziyoruz bir tane daha çiziyoruz. Bunlara eskiz diyoruz. Siz de eskizler yapmışsınız. Sonra düşündüğümüz şeyin acaba gerçekten istediğimiz gibi olup olmayacağını merak ettiğimiz için aynı sizin yaptığınız gibi bir çalışma maketi, bir maket yapıyoruz. Sizin yaptığınız da bir maket. Maket yaparken burdaki eksiklerimiz, değiştirmek istediğimiz her şeyi burda değiştiriyoruz. En son karar verdikten sonra, bu artık eskiz şeklinde. Bunları cetvelle veya bilgisayarda böyle çizimler haline getiriyoruz ve bu çizimleri alıp işte ustalar duvarcılar, bu binaları yapanlar yani gidip gerçeğini yapanlar nasıl bir şey istediğimizi anlayıp ordan bakarak binayı yapıyorlar bizim istediğimiz gibi.
Dila: Peki binaları siz mi söylüyorsunuz yapın diye yoksa onlar mı şey yapıyor?
Özge: İhtiyaçtan mı çıkıyor yoksa onlar mı karar verip o bölgeyi mi seçiyorlar, bunu mu sormak istiyosun?
Dila: Hayır, uyduruyorlar mı yoksa akıllarındakini mi çiziyolar?
Banu: Güzel bir soru aslında her iki taraf beraber karar veriyor. Çünkü diyelim ki mesela siz bir tane yer yapmak isteseniz ve bize gelseniz. Bizim şöyle bir yere ihtiyacımız var dediğinizde biz sizin neye ihtiyacınız olduğunu ancak siz bize bilgi verdiğinizde bilebiliriz. Biz sizin neye ihtiyacınız olduğunu dışardan bilemeyiz ama biz sizin neye ihtiyacınız olduğunu en iyi binada gerçekleştirmeyi çalışırız. bunun bilgiside bizde var. Bu iki şeyi birleştirip beraber sizin için en iyi binayı yapmayı deneyebilirsiniz.

Banu Hanım ve Tansu Bey’e desteklerinden dolayı çok teşekkür ederiz..

Ejderhalar Sınıfı Mart Ayı / 3. Hafta

Sevgili velilerimiz,

bu hafta Sanat Dersinde:

Fırat:Karanlık bölüme neler yapıldı?

– Astronot yapıldı, çizildi, uzaylılar çizildi, takım yıldızları çizildi, uzay gemileri asıldı.

– Gezegenler.

Fırat:Peki eksik ne var?

-Bazı gezegenler.

-Solucan deliği, kara delik ve bazı gezegenler eksik.

Fırat: Hangi gezegenler eksik? Birisi bunları not alsın.

-Venüs, Plüton,Satürn.

-Halkalı gezegeni asmadık.

-Biz Nara ile Venüs’ü yapmıştık.

-Ama asmamışsınız.

-Daha  Satürn’ü yapmadık.

– Aaa. Güneş’i yapmadık.

– Ay.

-Fırat:Büyük bir Güneş yapmak lazım. Sizce Güneş’in büyüklüğü ile gezegenlerin büyüklüğü aynı mı?

-Hayıırrrr.

Fırat:Hemen güçlendirip renklendirmeye başlayalım.

-Meteorlar da var.

Fırat: Önce gezegenleri aranda çıkarılım.Size bir kitap vereceğim oradan hangi renge boyayacağınıza karar verin.

– Bence Plüton da eksik. Mars’ı yaptık.

(Eksik olan gezegenlere karar verildi ve öğrenciler not aldı.)

IMG_4938

-Satürn, Merkür , Uranüs ve Plüton yazdım.

-Uranüs hangi renk?

– Neptün’den daha açık mavi.

-Plüton’da pembemsilik var.

            IMG_4947     IMG_4951-001

 IMG_4956-001  IMG_4957-001

  IMG_4965      IMG_4968-001

 IMG_4985-001 IMG_4986

 IMG_4987-001 IMG_4988

 IMG_4990-001 IMG_4991-001

 IMG_4993 IMG_4994-001

Bu hafta öğrencilerimiz sınıfta yaşadıkları bir problemi çemberde dile getirdiler. Bu problem hakkındaki düşüncelerini önce sözel olarak ifade ettiler. Sonra neyin doğru olup olmadığına karar veremediler. Bizler de uzman görüşü alarak daha iyi karşılaştırma yapabileceklerini belirttik. Bunun üzerine ikişerli gruplar halinde okuldaki öğretmenlerden uzman görüşü aldılar. Sonra eşler tekrar çembere döndüler ve sıra ile araştırmalarını paylaştılar.

Bu durum üzerine problem olan sorumuzu tekrar sorduk. Tartıştılar, hep birlikte ortak bir karara vardılar. Bu şekilde bir çalışma ile ilk defa sınıfça kendi problemlerini çözmüş oldular.  Aynı zamanda  çalışmayı yaparken okuma-yazma becerisini kullanıyor olmaları, onların kendilerine güvenini de arttırdı.

   IMG_4998-001  IMG_5001-001

   IMG_5006-001 IMG_5007

Bu hafta farklı çalışmalarla okuma- yazmaya devam ettik. Artık cümleleri okuyabiliyoruz ve anlayabiliyoruz. Düzeyimize uygun olarak hazırlanan, çevremizdeki insanların yer aldığı küçük metinler okuduk. Hatta adına “kilit” dediğimiz bir oyunla masal kahramanlarıyla buluştuk. Onların yer aldığı cümleleri okuduk ve anladıklarımızı birbirimizle paylaştık. Bu çalışma ile hem okuma hızımızı fark ettik hem de “okumada hız” ın önemini anladık.

   IMG_5014-001

 IMG_5019-001

  IMG_5022-001

IMG_5023-001

 IMG_5027

Kartallar Sınıfı Mart Ayı 3.Hafta

Merhabalar,

Bu hafta öğrencilerimizle beraber Koç Müzesini ziyaret ettik. Müze ziyaretimizden önce sabah çemberinde gezi anlaşmalarını ve müzede nelere  dikkat etmemiz gerektiğini konuştuk. Bu konuşmamız sırasında son gezilerde yaşanılan durumlar ve ortaya çıkan sorunlar dayanak noktamız oldu ve farkındalıklarını geliştirdiler. Çıkan sonuçlarımız şöyle oldu;

-Müzede koşmamalı ve gruptan ayrılmamalıyız.

-Sakin bir şekilde gezersek istediğimiz her şeyi görebiliriz.

-Bence orada not alalım ilgimizi çeken şeyleri.

-Büyük grup olarak gezelim eş olmamıza gerek yok çünkü birbirimizi görebiliriz.

-Orası çok büyük kaybolmamak için dikkat edelim.

Gezi anlaşmaları konuşulduktan sonra Koç Müzesini daha önce ziyaret edenler var mı varsa neleri sevdikleri üzerine konuştuk ve gezide neleri göreceğimiz üzerine konuştuk.

-Eski bir uçak

-Eski bir gemi

-Eski meslekler ve ulaşım araçları

Müzeye gitmeden önce yanımıza gözlem defterlerimizi ve kalemlerimizi aldık. Müzeye gittiğimiz andan itibaren her öğrenci kendi ilgisini çeken bir araca yöneldi ve not almaya başladı. Not alırken ismini, özelliklerini yazarken resimlerini de çizdiler. Öğrencilerimizin gezi sırasında not almaları hem gezi anlaşmalarına uymalarını kolaylaştırdı hem de dikkatlerini toplamaları gerektiği için müzeyi daha bilinçli gezdiler. Kazanımlarımız arasında olan geçmişten günümüze ulaşım araçları, meslekler,oyunlar, oyuncaklar ve yaşam tarzına dair eserler gördük. Eserleri incelerken bir öncekiyle benzerlikleri ve farklılıkları neler ve neden bu değişimler yaşanmış olabilir diye konuştuk. Oyuncakları ve arabaları gördüğümüz zaman daha çok kendi hayatlarında gördükleri ile karşılaştırıp yorumladılar. Zaman ve zamanla değişim gibi soyut kalabilecek bir şey altı haftadır olan konuşmalarımız ve araştırmalarımıza ek olarak bu geziyle pekişti ve değişimi sorgulama karşılaştırma öğrencilerimizde oturmuş oldu. Nostaljik eserlerin yanı sıra teknoloji ve gezegenlerle ilgili de eserler vardı ve bu eserler yeni kazanımımız olan gökyüzüyle de paralellik gösterdi.

Geçen hafta başlamış olduğumuz ihtiyaçlar sunumumuza devam ettik. Sunum sırasında daha önce konuşmuş olduğumuz sunum kazanımlarına uygun davrandılar (duyulabilir bir ses tonuyla konuşma, görselle destekleme, göz teması kurma). İhtiyaçlarımızın kaç farklı kategoriye ayrıldığını, nelerin ortak olduğunu, daha önce bilmedikleri ne gibi harcamaların olduğunu fark ettiler. Bu haftaki bir çemberimizde Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketi üzerine konuştuk ve canlandırma yaptık. Çemberde yaptığımız ufak canlandırmanın ardından küçük grup çalışmamızda ekinoks, mevsimlerin oluşumu ve gece – gündüz oluşumu hakkında videolar izleyip konuştuktan sonra canlandırmalar yaptık. Canlandırmalar esnasında öğrencilerimiz fikirlerini sundular, açıklamalar yaptılar ve çelişen fikirleri olduğu zaman bunları tartıştılar.

Matematik çalışmalarımızda çarpma problemlerine ve paralar konusuna geçtik. Çarpma problemleri tek aşamalı olup Matematik Gezegeni ve Çarpma Kitapçığımızdan çalıştık (Ali günde 5 sayfa kitap okuyorsa bir haftada kaç sayfa kitap okumuş olur?). Paralar kazanımımızda ise Matematik Gezegeninde yer alan paraları kestik ve üzerine konuştuk (En büyük Türk parası, hangisi? 50 lirada kaç tane 10 lira var? 1 lirada kaç tane 50 kuruş kaç tane 25 kuruş var?). Konuşmamızdan sonra pekişmesi adına çalışmalarımızı yaptık. Bu çalışmalarımız ise bir nesne ve farklı para değerleri var ucuza almak için ne kadar para verileceği ya da bir nesnenin yanında fiyatı yazıyor hangi paralardan kaçar tane verirse alabileceği üzerine. Paralar ile ilgili çalışmamızın ardından kendi kumbaramızı yaptık ve hemen kullanmaya başladık :) Türkçe’de ise okuma anlama çalışmalarımıza ve dikte çalışmalarımıza devam ediyoruz. Her iki çalışmada da özel isimlerine yazımına, noktalama işaretlerine, büyük ve küçük harflere, güzel yazı satırlarına uygun yazmasına dikkat ediyoruz. Öğrencilerimizin bu hafta boyunca bir kitap okumalarını onu yazılı olarak anlatıp resmetmelerini (Herhangi bir materyallerle destekleyebilirler.) ve bir miktar parayla ev alışverişine çıkmalarını bekliyoruz (“2 kilo domates kaç lira? gibi sorularla da destekleyerek). Sizler de bu çalışmalara soru cevap yoluyla destek olabilirsiniz ve çalışmaları istedikleri herhangi bir dille sunum haline getirmelerine yardımcı olabilirsiniz (İçerisinde yazının mutlaka yer alması gerekiyor.). Bu çalışmalarımız hem okuduğunu anlama kazanımıyla hem de matemaktikte çarpma, ihtiyaçlar ve para kullanımı kazanımlarıyla ilgili pekiştireç görevi görecekler.

Sevgiler

Yulfer & GörkeIMG-20160318-WA0037 20160315_104343 IMG-20160318-WA0027 IMG-20160318-WA0026 IMG-20160318-WA0025 IMG-20160318-WA0035 IMG-20160318-WA0030 IMG-20160318-WA0028 - Kopya IMG-20160304-WA0002 20160317_151357 20160317_151403 20160317_151540 20160317_151545 20160317_151549 20160317_151558 20160317_151649 20160317_151716 20160316_102225 20160316_102715 20160316_102723 20160316_102744 20160316_104807 20160316_104832 IMG-20160318-WA0000 IMG-20160318-WA0001 IMG-20160318-WA0002 20160316_102145 20160316_101544 20160316_101423 20160316_101145 20160316_100827 20160316_100456 20160316_095950 20160316_095813 IMG-20160318-WA003820160311_100133 20160311_100310 20160311_100704 20160311_101733 20160314_095958 20160314_100431 20160314_100650 20160316_151450 20160316_15170220160317_15192520160315_143436 20160315_143447 20160315_143459 20160315_143529 IMG-20160318-WA0024 20160315_143615 20160317_151337 20160317_151344 20160317_151350 20160315_143423 20160315_143412 20160315_143344 20160315_100039 20160315_100036 20160315_100029 IMG-20160318-WA0023 IMG-20160318-WA0022 IMG-20160318-WA0021IMG-20160318-WA0012 IMG-20160318-WA0013 IMG-20160318-WA0014 IMG-20160318-WA0015 IMG-20160318-WA0016 IMG-20160318-WA0017 IMG-20160318-WA0018 IMG-20160318-WA0019 IMG-20160318-WA0020 IMG-20160318-WA0011 IMG-20160318-WA0010 IMG-20160318-WA0009 IMG-20160318-WA0008 IMG-20160318-WA0007 IMG-20160318-WA0006 IMG-20160318-WA0005 IMG-20160318-WA0004 IMG-20160318-WA0003

 

Eğlence Sınıfı Mart 3.Hafta

Sevgili Eğlence Sınıfı Velileri,

Bu haftaya Beyhan’ın bize önerdiği çocukların icatlarının yer aldığı bir sayfayı inceleyerek başladık. Sınıf ortamında o kadar ilgi çekti ki arada baktığımız bu siteyi dersimize taşıdık. Bir çok konuda ve bir çok yaş aralığında ki çocukların projelerini incelerken “biz aslında bunu tasarlıyor olsaydık nasıl tasarlardık? Neleri farklı ve değiştirerek yapardık?” üzerinde yoğunlaştık.

IMG_0577IMG_0579

IMG_0570 IMG_0573

IMG_0580

 

İlk incelediğimiz şey üzerine sınıfta geçen bazı konuşmalar:

 

+ Bence dürbün olabilir. Ormanda kullanıyorlar ya

+Bence farklı bişey. Gözlük gibi. Kulağa takılan yerler var

+ Acaba içinde ayna vardırda arkaya bakmayı sağlıyor olabilir mi?

+ bu bir arkayı görme gözlüğü. Şu uçta en altın ucunda bir ayna var şöyle dikey. O baktığı zaman arkayı görebiliyor. Aynadan tam emin değilim nerede olduğunu.

+: Dik olabilir

+ eğer dik olsa geçişi kapatır ve görünmez.

+Eğer Daha yukarıda olursa ve çapraz bir ayna da koyarsak daha iyi görünebilir

+Ben yaparım bunu kutulardan. Hatta ben malzeme alıp denicem bunu.

+ Buradaki Gözlükler varya remidada oların camlarını çıkartıp kutu koyunca bence olabilir

+ Daha demin benim analdığım kısmıyla surada ayna olabilir dediler ya benim düşündüğümde bu dört taneyi ayna diye sayıyorum bunları. Bunlaru yerleştirdi. ( Bir sağda bir solda yukarı çıkartarak koyacağını söyledi. )

 

 

 

IMG_0581

IMG_0586IMG_0577

İkinci olaraksa baktığımız icat için kafalar biraz karışıktı:

+ Ben o muzlu icada bakıcam.

+Nasıl bişey ki?

+Belki meyveleri kesen makineler varya içine koyuyosundur onu püre yapıyordur. Püre yaptığı şeyi de tabağa koyuyordur.

+ oraya muzları koyuyorsun ordanda alabiliyorsun yani ben öyle düşünüyorum

Biraz daha inceledikten sonra aslında onların muz değil cips olduğuna karar verdik. Sitede kurulan mekanizmada bir kepçe vardı ve almak için kepçenin kaldırılması gerekiyordu. Biz ise bunu yaylı bir sistem kurarak, cipsler azaldıkça ağırlığının azalacağı ve bu yaylı sistem sayesinde cipslerin kendiliğinden havaya kalkacağı şeklinde bir tasarım üzerinde karar kıldık. Pringles yemek böylelikle daha kolaylaşacak sanırım.

 

 

+ bakın koltuk robot

+bence bu tabure ama herhangi bir yerinde düğme vardır. Bunun böyle yanında ama altında düğmeye basınca bu ayağı hareket ediyorduk. Diğer tuşuna basıncada hepsi hareket ediyordur belki. Koltuk

+Bence onu normal bir yastığa takmışlardır altına da bir robot bacağı yapmışlardır. Düğmeye basınca yürüyordur.

+Bu bir koltuk, böyle ayaklarını kıvırıp taşıyorsun. Bir de her masanın yüksekliğine göre yukarı aşağı oynuyor. Masaya göre değiştirebiliyorsun yani

 

 

IMG_0587   IMG_0590     IMG_0595  IMG_0597

IMG_0598 IMG_0599

 

Biz bu koltuk robota da bir sinema sistemi ekledik ve bu büyüyen boyutu değişen ve hareket eden robot sayesinde filmde izleyebilmeyi mümkün kıldık.

 

IMG_0601 IMG_0602

IMG_0603  IMG_0605

IMG_0606

 

 

 

Fen dersi kapsamında müfredatımızda yer alan hareket eden varlıkları gözlemleme ve hareketinin özelliklerini belirleme konusundayken canlı ve cansız varlıklar üzerinde bir konu açıldı. Çemberde bitkilerin canlı mı cansız mı olduğundan tam emin olamadıklarını ve çemberde bunun üzerine konuşmak istediklerini söylediler. Bizler de bitkinin canlı olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? diyerek bir araştırma yaptık. “Canlı varlıklardan bahsedecek olursak beslenme, büyüme, solunum, boşaltım, hareket, üreme, tepki verme gibi özelliklerine sahip olarak canlılar sınıfına dahil olmaktadır. ” bilgisini de göz önüne alarak daha önce sınıfımız için ektiğimiz patates bitkisini merkeze alarak tartıştık. Beslenme, büyüme, hareket, üreme gibi başlıkları incelerken kafamız daha net iken konu boşaltım ve solunuma geldiğinde bazı soru işaretleri ile karşılaştık. Üstelik bu bitkinin tüyleri vardı.

 

IMG_0631 IMG_0649

IMG_0652 IMG_0625

 

 

Bizim terleme ile vücudumuzdaki fazla sıvıyı dışarıya attığımızı ve aynı şekilde bitkilerinde belki fazlalıklarını böylelikle dışarı attığını düşünenler oldu ama sınıftan bu fikre itirazı olanlarda vardı. Bazılarımız bitkilerin asla terlemeyeceğini düşünüyordu. Bizde çabuk büyüyecek ve gözlemlerimizi hızlandırabilecek bir tohum seçtik ve fasulye ektik. Fasulye ekmeden önce kontrol değişkenlerimizi belirledik. Terlemeye etki edeceğini düşündüğümüz faktörleri yazdık. Bizce ortamın sıcak veya soğuk oluşu ve bitkinin kapalı veya açık alanda oluşu terlemeyi etkileyebilirdi. Bunları göz önüne alarak 6 adet bitki kabı ayarladık. Bunlar;

-Sıcak Ortamda

-Sıcak ortamda ve kapalı kap

-Sıcak ortamda ve açık kap

-Soğuk ortamda

-Soğuk ortamda açık kap

-Soğuk ortamda kapalı kap

Bitkilerimizi hazırladık etiketledik ve uygun şartlı ortamlarda gözlemlemek üzerine hazırladık.

 

 

IMG_0660 IMG_0663

IMG_0665 IMG_0666

IMG_0670 IMG_0671

 

 

 

 

Geçtiğimiz haftalarda da üzerinde çalıştığımız ses konusu ile ilgili bugün sınıfımızda Aslıhan ve Bora’yı ağırladık. Aslıhan ve Bora “Ses” üzerine yaptıkları bir çalışmayı sınıfımızda yürütmek konusunda dört hafta bizimle birlikte olacaklar. Bu haftaki çalışmamızda seslerin bize çağrıştırdıkları, zihnimizde oluşan görüntüleri ve formları üzerine bir çalışma yaptılar.

 

IMG_0677 IMG_0678

IMG_0720 IMG_0733

İsimlerimiz bir forma sahip olsaydı nasıl olurdu dediler? Bu soruya bizim cevaplarımı şöyle oldu:

 

+Yeşil bir dikdörtgen

+ noktalar geliyor noktalar diyince ince güzel kız geliyor.

+Kral geliyor zaten kral demek.

+Benim aklıma küplerden bir mağara geliyor ve içinde ayı var. Ayı da dikdörtgen ve küplerden oluşuyor

+ Bidiğin minecraft yapmışsın

+Öyle ayı mı olur?

+ Mesela ben odamdayım. Kedim tırmalama tahtasını tırmalıyor.  Benim kedim var ya hani.

+Uzun parıldayan hani tom varya bir oyun zıpzıp gezegenlerde. O geliyor aklıma ordaki güneş

+Benimki Elastik içine bükülebilen bir küre ama biraz daha düşününce kendi içine girip çıkan bir küre düşünün onu bir hayvana benzetecek olsaydım Denizanasına benzetirdim.

+Peki biçime dönüştürecek olsak isminizin anlamını üstüne koymasak ve oluşturduğu biçime baksak. Örneğin ….. sesi size nasıl bir biçim çağrıştırıyor

+Fısıldayan fosforlu bir dikdörtgen

+Ben yeşil 3gen geliyor ama sonra mavi kare geliyor ona bakıyorum ama yeşil üçgen daha belirgin görünüyor

+ Mavi içinde su dolu ama esneyen bir madde gibi geliyor

+ Kırmızı mavi mor renk daireler. Noktalar. Bir de yanlarında bir sürü kemanlar var şarkılar gibi şeyler var

+

+ doğa da doğada tarzan gibi sallandığı geliyorr.

+ bana öylece kara bi yer olarak geliyor

+kaya geliyor aklıma. Bir küp düşünelim. Yanlardan kesmişler gibi. Rengi Gri. Bir de ses dalgalar geliyor aklıma

+Örümcek adam geliyor

Aslıhan: Aslıhan deyince de benim aklıma nedense sıradağlar gibi bişey geliyor aklıma.

+ bana mavi kare gibi bişey geliyor

+Ben yankı deyince mor yuvarlak görüyorum

+ ben yankı deyince Bir dalga görüyorum ama onun mavi halini

 

 

Bu cevaplardan sonra Kiki ve Bouba etkisi olarak bilinen ve katılan insanların %98 inin aynı yanıtı verdikleri bir çalışma yapıldı sınıfımızda. Yuvarlak ve sivri şekillerin bulunduğu kağıtlara bakarak hangisinin kiki hangisisinin bouba olduğu yönünde fikir yürütülen bu çalışma oldukça ilgi çekiciydi. Biz öncelikle bu şekilleri görmeden önce zihnimizde çağrıştırdığı formlar üzerinde durduk.

Aslı: peki ben size anlamsız bir kelime söylesem ve aklınıza ne geliyor nasıl bir biçim geliyor desem? Kelime; KİKİ

+Bir kız geliyor aklıma

+Bana terlemiş gülen surat

+ Horoz atı. Vücudu horoz vücudu gövdesi at

+Yarım daire geliyor

+Cadı geliyor

+Cadı şapkası mı?

+Miyazaki filmlerinden bir karekter geliyor

+Dünya gibi bir şey geliyor.

 

 

 

Bizde gelecek hafta için ismimizin bize bu şekiller gibi çağrıştırdığı formlar üzerine bir çizim hazırlayacağız.

Kiki ve bouba’larımızı seçerken;

 

 

IMG_0744 IMG_0748

IMG_0751 IMG_0754

 

 

 

Türkçe derslerimizde rutin olarak yaptığımız dikte çalışmalarımız, okuma saatlerimiz hala devam ediyor. Bizler bu hafta storyboard tekniği ile bir hikayeyi ele aldık. İncelediğimiz bir kesiti storyboard tekniğiyle resmettik ve birbirimize aktardık. Bu teknik aslında hikayenin görsel bir haritasını oluşturuyor diyebiliriz. Okuduğumuz hikayede çarpıcı gelen ve tanımlayıcı olduğunu düşündüğümüz noktaları çizerek bize aktarıyor. Yine bir başka çalışmamızda ise ele aldığımız bir masalı yarısından keserek her birimiz masallarımıza yeni bir yol haritası çizdik. Bunları yaparken de Türkçe kazanımlarımız içerisinde yer alan destekleyeci ve anlamı güçlendirici ifadelerden yararlandık.

Yine bir başka sınıf rutinimiz olan günlüklerimizi yazarken bu destekleyici ve anlamı güçlendirici ifadeleri ( örneğin, başka bir deyişle, yani, gibi, açıkçası, doğrusu….) ve noktanın kullanılabileceği her alanı kullanarak yazmaya çabaladık. Örneğin; cümle sonlarına konulan nokta, sıra belirten nokta (2. , 34. , 4.Levent… gibi ), kısaltmalar yapacağımız zaman kullandığımız nokta ( prof. , pzt. gibi) , adres yazarken yaptığımız kısaltma ( mah. , sok. ….) Tarih yazarken ( 18.03.2016) veya saatlerde ( 13.18’de )

 

 

Matematik dersinde çarpma işleminde çarpım tablosu oluşturma kazanımı üzerine yaptığımız şifreli boyamalar, çiçek çarkları ile pratik yapmalar, hazırladığımız çarpım tablolarımızdan sonra bu hafta artık eldeli çarpma işlemlerine geçtik. İki basamaklı sayıları çarptık. Örneğin; “13×9” gibi ifadelerle pratik yaparak gelecek hafta üzerinde çalışacağımız “13×23” gibi çarpma işlemlerinin temellerini bu hafta attık. Ayrıca eş zamanlı olarak çarpma işlemi gerektiren problemleri de öğrendiklerimizle paralel olarak çözüyor ve pekiştiriyoruz.

 

Herkese bol dinlenmeli bir hafta sonu diliyorum :)

 

 

japon bahçesi

Geçtiğimiz haftalarda ülkelerdeki barınak tasarımlarını incelemiş bu ülkelerdeki kültürlerin tasarlanan barınaklar üzerine etkisi üzerine konuşmuştuk. Japonya en çok ilgimizi çeken ülkelerden biri olmuştu. Sevgili Velimiz Aslı Pendar’ın önerisi ile Baltalimanı Japon Bahçesine bir gezi düzenledik. Japon kültürünü yansıtan bahçe düzeni, barınak farklılığı, çeşme ve çitleri inceledik.

IMG_5502  IMG_5513 IMG_5525 IMG_5538

IMG_5507

IMG_5552IMG_5561

 

Tasarımları üç boyuta taşıma

İki boyutta tasarladığımız barınakları Fırat’ın desteğiyle üç boyuta dönüştürme çalışması yaptık. İki boyutta tasarladıkları ile üç boyuta taşıdıklarının birebir olması için özellikle ölçme ve dengede durma noktalarına dikkat ettik.

IMG_5463

IMG_5465

IMG_5466IMG_5472IMG_5482

IMG_5491

‘geçmişte gelecek günler olur..’

Özge: Ali Mert geçen gün ‘geçmişte insanlar mağaralarda yaşıyordu’ demişti barınakları incelerken. Sonra uzun uzun geçmiş ne demek diye düşündüm. Size sormak istedim geçmiş ne demektir ve ne kadar zamana ihtiyacımız var geçmiş diyebilmemiz için?
Dila: Geçmiş bu yaşadıklarımızın ötesi demektir.
Ayda: Yani yaşanmış günler demek.
Ali Mert: Başka bir gün yani çok eski bir gün demek.
Oya: Biten günler diyebiliriz.
Çınar: Eski günler demek yani yaşadığımız günler.
Özge: O zaman sizlerin de bir geçmişi var.
Eren: Bizim geçmişimiz var senin de geçmişin var. Biz ya doğmamıştık ya da bebektik bizim geçmişimizde. Senin geçmişin de şey işte
Ayda: Özge’nin geçmişi çocukluk.
Eren: Hayır Özge’nin geçmişi de bebeklik. O çocuk olmadan önce bebekti. Bu senin geçmişin.
Can: Aslında geçmiş farklı zamanlar demek. Bitmiş farklı zamanlar. Geçmiş makinesi var mesela doğru düğmeye basarsan farklı ülkelerde farklı geçmişlere gidersin.
Özge: Dün geçmiş midir?
Çınar: Hayır değildir düne geçmiş diyemeyiz.
Eren: Dün geçmiş değildir. Geçmiş demek çoook yıllar önce demek. Geçmişte bütün çocuklar bebekti.
Dila: Geçmiş çok eskiydi yani daha anne babalarımız bile yoktu.
Çınar: Yani daha annelerimizi ve babalarımızı seçmemiştik.
Eren: Yani annelerimiz babalarımız önce evlenir geçmişte. Sonra anneler hastaneye gider sonra annemizin bütün arkadaşları orada toplanır. Annelerin karnı kesilir sonra dikiş atılır. Ondan sonra da bebek çıkmış olur. Yani ben.
Dora: Geçmişte gelecek günler olur yani. Geçmişte bebektik annemizin karnındaydık gelecekte büyük olacağız.
Dila: Yani gelecek işte o günler daha gelmediler.
Ayda: Yaşamadığımız günler
Deniz: Meeting time da yarın demek gelecek demek
Özge: Meeting time da dün dediğimiz şeyi geçmiş olarak kabul etmediniz ama.
Çınar: Günler hemen bitemez öyle iki üç saniyede o yüzden yarın hemen gelemez. Yaşamamız gerekir.
Oya: Özge senin doğum günün gelecek Temmuz’da. Bu demek gelecek demek. Yarın gelecek değildir.
Dora: Benim de gelecek. Bence yarın gelecektir dün de geçmiştir.
Eren: Geçmiş çok çok uzun yıllar olmalı Dora mesela dinazorların olduğu zaman.
Çınar: Benim doğum günüm geçti ama yine gelecek.
Özge: O zaman geçmiş dediğimiz şeyi tekrar yaşayabiliyoruz söylediğinden bunu mu anlamalıyım Çınar?
Ali Mert: Hayır yani geçti ama o ay yine gelecek.
Yaman: Aylar biter tekrar başlar biter tekrar başlar. Bu sonsuza kadar böyledir.
Can: Doğum günlerimiz bir geçer bir gelir.
Deniz: Sadece yıl değişir.
Dora: Senin böylece yıl geçince yaşın büyür. Sen bizim sınıfımızda değilken İzmirdeyken yani 24 yaşındaydın şimdi 25 böyle böyle olur sonra yaşlanacaksın.
Özge: Söylediklerinizden şu sonucu çıkarıyorum o zaman. Geçmiş ve gelecek gün ay ve yıllarla mı ölçülür?
Ayda: Bu zamandır işte. Ay gün ve yıl dersen zaman olur.
Çınar: Saatte bir zamandır ama.
Ali Mert: Eski eski zamanlarda insanlar mağaralarda yaşıyordu mesela hani sana öyle demiştim ya
Yaman: Köylerde yaşamıyorlar mıydı ya?
Deniz: Köyler yokken mağaralar vardı.
Dila:Mağaralardan sonra köyler oldu. Eğer biz mağara yaşasaydık çok komik olurdu ama o zaman ‘köyler gelecek’ derdik. Özge bizi mağaralarda yaşarken düşünsene :)
Dora: Of çok komik Özge sen böyle yırtık yırtık kıyafetler giyerdin.
Eren: Koyu kahverengi kıyafet giyerdin.
Ali Mert: Mağara adamları öyle giyiniyordu çünkü.
Ayda: Geçmişte insanlar öyle giyiniyormuş şimdi bizim gibi tayt ayakkabı falan giyiyorlar.
Ali Mert: Sonra krallar geldi ve saraylar yapıldı.
Deniz: Kaleler de diyebiliriz.
Yaman: Kaleler ve eski evler daha sağlamdı.
Can: Eskiden mağaradan başka yaşayacak bir şey bulamadılar. Yani tuğla yokmuş falan.
Çınar: Çok uzun yıllar önce işte.
Eren: Mamutların olduğu zaman.
Özge: O çok çok uzun yıllar önce insanlar mağaralarda yaşarken nasıl olmuşta ev yapma fikrini bulmuşlar o zaman?
Oya: Belki çubuklar bulmuşlardır aa demişlerdir bunları birleştirelim. Sonra çubuklardan ev olmuştur. Yağmur ormanlarındaki gibi.
Yaman: Hem böylece daha kolay ısınmışlardır. Evler mağaraya göre daha iyi.
Ali Mert: Çadırlarda da yaşamışlar eskiden.
Dila: Mağara çadıra göre daha iyi daha sağlam çünkü.
Dora: Çadır hemen ısınır ama küçücük ya.
Dila: Doğru aslında ama çadıra hayvanlar tırmanır ve yıkılır mağaralarda öyle olmaz.
Eren: Özge dur bence çok iyi bir şey yakaladım.
Özge: Paylaş lütfen
Eren: Çadırdan sonra evleri metalden yapmaya başlamışlar. Çünkü çadırı gelen kaplan yırtmış bu yüzden metal evlerde yaşamayı denemişler. Ve bakmışlar çok daha güzel.
Çınar: Biz şimdi böyle kendi evlerimizde yaşıyoruz. Artık çadırlarda yaşamayız. Geçmiş böyle bir şey.
Özge: Tekrar yaşanılamayacağını mı söylüyorsun?
Çınar: Evet artık o gün bitti.
Özge: Aklımdaki soruyu cevapladığınız için teşekkür ederim. Çok faydalı bir çember zamanı oldu benim için.
Can: Özge bak bu ders bitti artık geçti ama Esin’in dersi gelecek.
Eren: Geçmişi tekrar yaşabilsek bu derse geri dönerdik. Sen bir daha ses kaydederdin, of hayır Özge yoruldum iyi ki geçmişe dönüp bir daha konuşmuyoruz :)

Eğlence Sınıfı Mart 2.Hafta

Sevgili Eğlence Sınıfı Velileri,

Eğlence sınıfı bu hafta duyu organlarımız üzerine bir deneyim yaşadılar. Duyu organlarımızın neler olduğu, ne işlere yaradığı ve sağlığını korumak için neler yapabileceğimiz üzerine konuştuk. Doğuştan görme ve işitme kaybı olan küçük bir kız çocuğunun hikayesini izledik. Hayatını ve yaşadıklarını  kendisi bir ropörtajda anlatıyordu. Daha sonra bu hikayenin “Black” adı ile filmleştirildiğini öğrendik. Daha sonra ise doğuştan görme kaybı olan bir ressamın İtalya’da ki deneylere nasıl dahil olduğunu izledik. Bu kişi Eşref Armağan’dı. Parmaklarıyla gören Eşref Armağan’ın etkileyici hikayesinden esinlenerek bizde parmaklarımızla görmek üzerine bir çalışma yaptık.

esref-armagan-resimleri1

Eşref doğuştan görme engelli olmasına rağmen resimlerinde tonlamalar ve gölgelendirmelere bir hayli yer vermiş olması bizi oldukça şaşırttı. İncelediğimiz eserlerinde kağıtta perspektifi ustalıkla kullanıyor oluşu bilim insanlarınında dikkatıni çekmiş ve bir deneye konuk olmuş.  Daha önce hiç görmediği İtalya’nin eski mimari eserlerinden birine götürüp burayı çizmesi istenmiş ve sonuç oldukça şaşırtıcı olmuş. Daha detaylı izlemek isteyenler bağlantı üzerinden içeriğe ulaşabilir.  (  https://www.youtube.com/watch?v=Ii9VuuxBYk0  )

Eşref Armağan kendini şu sözlerle anlatıyor ; 1953 yılında İstanbul’da doğdum. Doğuştan görme engelliyim. Hiç görmediğim dünyayı, üç yaşımdayken çok merak etmeye başladım. Söylenilen şeylerin nasıl olduğunu merak ediyordum. O kadar meraklıydım ki elime geçen her şeyi görenlere sorardım. Nasıl durduğunu, hangi renkte olduğunu, başka renklerde olup olmadığını, değişik yerlerden bakıldığında görüntüsünün nasıl olduğunu, üzerindeki detaylarının ve o cismin ne işe yaradığını sormaya başladım. Görmezliğimin düzelmesine imkan yoktu, böyle süreceğini bildiğim için kendime göre bir yaşam hazırlamam ve yaşama uyum sağlamam lazımdı. Küçükken babam bana oyuncaklar getirirdi ve elime verirdi. Önce iki avcumun içine sığabilecek cisimleri tanımaya başladım. Bazı objeleri ise kabartma resimleri sayesinde öğrendim. O modelleri elleyerek diğer bir kağıda aynısını geçirmeye başladım. Bunu yaptıkça somut olarak çizebildiğimi anladım.” Aşağıda sanatçıya ait bir kaç eserin fotoğrafı mevcut.

 

18 24 28 32 37

 

Biz bu hikayeden çok etkilendik ve bizde kendi parmaklarımızla görmeyi denedik. İste bizim parmaklarımızla gördüklerimiz:

 

IMG_3169 IMG_3174IMG_3170 IMG_3171 IMG_3172 IMG_3173

 

Bu çalışmayı yaparken duyu organlarımızın aslında nasıl da birbiri ile işbirliği içinde çalıştığını yaşayarak anladık. Her gün kullandığımız nesneleri gözlerimiz kapalıyken tanımaya çalışmak, onu bir kağıda çizebilmek oldukça zorlayıcı idi.

 

Matematik dersinde çarpma işlemlerine ve ritmik saymalara devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta öğrendiğimiz çarpma tekniğini pekiştirmek için bu hafta çarpma işlemlerimizi şifreli bir kağıtta yaptık. Çarptığımız sayıların içinde bulunduğu aralığa göre kodlanmış renklere boyadık ve hangi şeklin oluştuğunu bulmaya çalıştık.

 

 

 

IMG_3178IMG_3180 IMG_3176 IMG_3177

 

 

Ayrıca kendimize yanımızda taşınabilir bir çarpma anahtarlığı da yapmayı ihmal etmedik.

 

 

IMG_3181 IMG_3182IMG_3175

 

 

Tükçe dersinde dikte çalışmaları, okuma saati ve takipli okuma çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu hafta ormanda herkes tarafından sevilen bir tavşanın başına gelenleri okuduk. Bu tavşan çok popüler olmasına rağmen kimse ona yardım etmek istemiyordu. Nedenlerini sınıfça konuştuk. Metni yorumladık ve kendimiz için çıkarımlarda bulunduk. Dikte çalışmalarımızın şeklinde bu hafta bir değişiklik oldu. Eğlence sınıfı kendi senaryosunu yazmaya karar verdi ve dikte cümlelerini bu senaryo üzerinden seçerek yaptılar. Oldukça maceralı giden bu senaryo yakın zamanda sizlerle buluşabilir. Hazırlıklı olun! :))

 

Herkese iyi tatiller diliyorum :)